Bakiciburada.com

Türkiye'nin Eğitimli Bakıcısı Burada

Bebeklerde Güvenli Bağlanma, Bağlanma Türleri - Anne Bebek Arasındaki İlişki

Bağlanma, bebeklerin temel fizyolojik ve duygusal ihtiyaçlarını karşılayan kişiye karşı (çoğunlukla anne olmaktadır) kurdukları bağ üzerinden açıklanır. Bebeğin kendini güvende hissetmesi, yalnız olmadığını bilmesi bu dönemde çok büyük bir önem taşımaktadır. Bebeklerde bağlanma stilleri farklı şekillerde karakterize edilir. Bu bağlanma türlerinin hepsi, bebeğe bakım hizmeti veren kişi ile bebek arasındaki ilişki ile ilgilidir. Nasıl bağlandığımız, bizim karakterimizi inşa eden yegane unsurlardan biridir.  

Bebeklik ve erken çocukluk döneminde edinilen bağlanma türleri bebeğin yetişkin dönemine geldiğinde insanlarla kurduğu güven ve bağlanma ilişkisini doğrudan etkilemektedir. Yani bir yetişkin; bebeklik ve erken çocukluk döneminde ebeveyninin, bebeğin temel ihtiyaçları karşısındaki tutumundan izler taşır. Bu dönem bebeğin yetişkinlikteki duygusal ilişkilerinin gidişatını, kurulan güven ilişkilerini, problemler karşısında edinilen tutumları, empati kurma, başkaları anlamlandırma ve kendi duygularını tanımasını etkiler. 


  • Güvenli Bağlanma 
Güvenli bağlanma, insanın kendisini ve etkileşimde bulunduğu kişileri anlaması için bir anahtar niteliğindedir. Bebek korktuğunda veya strese girdiğinde bebeğin temel ihtiyaçlarına nasıl bir cevap verildiği, güvenli bağlanmanın oluşmasını etkileyen temel noktadır. Bebek doğal olarak temel ihtiyaçlarını karşılayamadığından ağlamaya başladığında ebeveyne ihtiyaç duyar. Ebeveynin cevabı sürekli olarak tatmin edici, ilgili ve sıcak olduğu takdirde bebekte güvenli bağlanma oluşmaya başlar. Yani ebeveyn, bebeğin ihtiyaçlarını ölçülü bir biçimde ve düzenli olarak karşıladığında bebekte güvenli bağlanma aktifleşir. Bu bebeklerin yetişkin hallerinde çevresinde samimi insanlar bulunduran, yakın ilişkiler kurmaktan çekinmeyen, duygusal ilişkiler konusunda daha rahat hisseden insanlar olmaları muhtemeldir.
Bebekte artık problem meydana gelse bile elbet bir şekilde çözülebileceği duygusu gelişir. Örneğin bebek beşiğindeyken ağlamaya başladığında annesi mutfakta ise ve çok geçmeden bebeğin yanına gidip onu uygun bir duygusal düzeyde sakinleştirmeye başlaması, acıkmışsa onu doyurması, bebeğin güvenli bağlanmasını sağlayabilecek bir durumdur. Elbette ki bu olumlu cevabın kesintisiz bir şekilde ve düzenli olarak verilmesi gerekmektedir.  
Fakat bebeğin güvenli bağlanması için yalnızca fizyolojik ihtiyaçların karşılanması yeterli değildir. Bebek belli bir sıcaklığa ve şefkate erişemediği takdirde doyuma ulaşamayacağı için güvenli bağlanamayacaktır. 

Bebeğin güvenli bağlanma sürecinde işler şöyle ilerler:  

  1. Bebek ağlar ve huysuzlanır,
  2. Fizyolojik ve duygusal ihtiyaçları zamanında ve şefkatle giderilir,  
  3. Bu döngü sürekli bir halde ve gecikmeden gerçekleşir,
  4. Bebek güvenli bağlanır,
  5. Güvenli bağlanma süreci tamamlandıktan sonra bebek keşfetme sürecine adım atar,
Bu bebeklerin yetişkin hallerinde çevresinde samimi insanlar bulunduran, yakın ilişkiler kurmaktan çekinmeyen, duygusal ilişkiler konusunda daha rahat hisseden insanlar olmaları muhtemeldir. 
Keşfetme süreci dediğimiz şey ise, bebeğin güvenli bağlanma aşamasından sonra yeni nesneleri, çevresini keşfetmesi anlamına gelmektedir. Kabaca bebek bir şeyleri tutmaya, yakalamaya çalışır. Bu şekilde bir keşfetme sürecine girer. 

  • Kaygılı Bağlanma 
Eğer bebek ağlıyor, cevap alamıyor, ağlıyor, yine bir cevap alamıyorsa bağlanma sistemini daha yüksek düzeyde aktifleştirir ve daha çok ağlamaya başlar. İhtiyaçları uzun zaman sonra ve eksik bir şekilde giderildiğinde bebek her ihtiyacı olduğunda bağlanma sistemini çok yüksek düzeyde aktifleştirecektir. Bu şekilde gerçekleşen bağlanma türüne ise kaygılı bağlanma diyoruz. Kaygılı bağlanma, bebeğin bağlanma sisteminin sürekli aktif halde bulunması temel noktası ile meydana gelir. Bu bebekler için anneden veya bakımı üstlenen kişiden bir anlık bile olsa ayrılmak çok zordur. Kaygılı bağlanan bir bebekte güvenli bağlanma süreci bir türlü tamamlanamadığı için bağlanma sistemi hep açık kalır ve keşfetme sürecine adım atılamaz. Bebeğin sağlıklı gelişimi için istenmeyen bir durumdur.  
Bebeğin 2 yaşına kadar ebeveyni ile uyuması gerekmektedir. Eğer erken dönemde bebeğinizin odasını ayırırsanız geceleri huzursuzlandığını kolay kolay fark edememeniz muhtemeldir. Böyle bir tablo içinde bebeğin gece yaşayabileceği olası bir strese müdahale etmeniz de geç olabilir. Yani bebeğin ihtiyacını bebeğin bağlanma sistemi gereğinden fazla aktifleştiğinde karşılamış olursunuz. Böyle bir bebek kaygılı bağlanacağı için anne (veya başka ebeveyn) ile 2 yaşına kadar birlikte uyumalıdır. 

Kaygılı bağlanan bebek ileriki yaşlarında çevresindeki insanlara güvenmemesi ve yakınlaşmaması gerektiğini düşünür. Duygusal ilişki kurulabilir fakat içten içe bağlanmamak ister, hayal kırıklığı yaşamaktan çok korkar. Çünkü bunu bebekliklerinde çoktan öğrenmişlerdir.  


  • Kaçıngan Bağlanma 
Bazen bebek ağlar, ağlar, ağlar... Yine de bakım sorumluluğunu alan kişiden bir cevap alamaz. Bu süreç adeta bir yokluklar alanıdır. Bu tür bebekler ebeveynlerinin dikkatini bir türlü çekemez. Bağlanma sistemi çok uzun bir süre aktif kalır ve bebek duygusal ve fizyolojik anlamda doyurulmayı bekler fakat bir türlü doyurulamaz. Bu süreç böyle devam ettikçe bebek ne olursa olsun ihtiyaçlarının karşılanmadığını gördüğü için bir noktadan sonra bağlanma sistemini de aktifleştirmeyecektir. 
Bu bebekler yetişkin olduklarında bağlanmak konusunda keskin bir tavır ortaya koymaktadırlar. Duygusal ilişki kurulsa bile bağlanmak söz konusu bile olmayacaktır. Samimi ilişkiler her an tehdit edici birer ilişki konumun gelecektir.  

Ebeveynin ‘’Ayna’’ Etkisi 
Ebeveynin bebeğin temel ihtiyaçlarına karşı veya kriz anındaki cevabı, bunların dışında bir ‘’ayna’’ görevini de üstleniyor. Örneğin yürümeye başlayan bir bebek düştüğünde ve canı acıdığında ağlamadan hemen önce anne veya babasının yüzüne bakar. Bunu yapmasının sebebi kazanın ne derecede ciddi olduğunu kavrayamayacağı için anne ve babadan öğrenmeye çalışmasıdır. Eğer anne veya baba panik halinde tepki verirse bebek hemen ağlamaya başlar. Bu süreç 1-2 saniye gibi çok kısa bir süre içinde gelişir. Bebek artık kendi içinde ne hissedeceğini anne ve babasından öğrenmeye başlar. 

Çocuklarda Okul Korkusunu Yenmek İçin 10 Etkili Yöntem

Okulların açılma zamanı yaklaştıkça aileler telaş içine girmeye başladılar. Uzunca bir tatilin ardından okulların açılmasıyla birlikte çocuklar da okul stresi yaşayabilirler. Hatta bazı durumlarda bu stres korkuya dönüşebilir ve çocuklar böyle zamanlarda okula gitmek konusunda fazlasıyla huysuz olabilirler. Bu konuda ailelere bazı görevler düşüyor. 

Okul Korkusu Nasıl Çözülür?

  1. Çocuğunuz eğer okul korkusu yaşıyorsa bu korkunun bir anda geliştiğini düşünmeyin. Çocuğunuz okul öncesi fazlasıyla stres geliştiriyorsa ebeveynler olarak kendinizi sorgulamanız gerekmektedir.  Sizin okul hazırlığı telaşınız ve stresiniz çocuğa yansımış olabilir. Okulların açılmasının da çocuklar için hayatın doğal bir parçası olduğunu unutmamalısınız. Büyük bir değişim yaşanıyormuşçasına panik halinde hazırlıklar yapmanız çocuğunuzun sizin stresinizi almasına sebep olacaktır. Sakin ve rahat görünmeniz çocuğunuzun da rahatlamasını sağlayacaktır. 
  2. Çocuğunuzun stresini azaltmak için birlikte okul alışverişine çıkabilirsiniz. Onun ilgisini çekeceği çantalar, defterler alarak okula hazırlık sürecini eğlenceli hale getirmeniz çocuğunuzun okul stresini azaltacağı gibi okula alışmasını kolaylaştıracaktır. 
  3. Çocuğunuzun okul ile fikirlerini öğrenmek için onunla bol bol sohbet etmelisiniz. Çocuğunuz okul söz konusu olduğunda huysuzlanmaya başlıyor ve yüzü asılıyorsa kesinlikle göz ardı etmemeniz gereken bir problem var demektir. Konuyu kestirip atmak yerine bu konuya daha fazla odaklanmalısınız. Bu konu için her şeyden bağımsız olarak başka bir zaman dilimi yaratarak çocuğunuzu önemsediğini ona belli edebilirsiniz. Böylece çocuğunuz önemsendiğini hissederek size karşı daha fazla içini açacaktır. Bütün bunları yaparken sorgulayıcı ve yargılayan bir tutum yerine şefkatli ve anlayışlı bir tutum geliştirmeniz gerektiğini unutmayın.
  4. Çocuğunuz ilkokula yeni başlıyorsa daha öncesinde mutlaka okulu ziyaret etmeli ve ilk gün çocuğu okula bırakmalısınız. Çocuğunuzun tuvaletin, kantinin ve sınıfın yerini önceden bilmesi oldukça avantajlı bir durumdur. Böylece çocuk okul nerede, sınıfım nerede, tuvalet nerede diye düşünerek zorlanmaz.
  5. Çocuğunuzla konuşurken ‘’Okula gitmezsen şöyle olur..’’ veya ‘’Bu yaptığın çok ayıp.’’ gibi yargılayıcı ve tehdit ederek konuşmak yerine ‘’Okula gittiğinde yeni arkadaşların olacak. ‘’ veya ‘’Okula gittiğinde yeni bilgiler öğreneceksin.’’ şeklinde yapıcı konuşmalısınız. Çocuğunuz, okula gittiğinde çeşitli kazanımlar elde edeceğini fark edebilmelidir. 
  6. Çocuğunuzun uyku düzeni yaz boyunca değişmiş olabilir. Fakat okullar açılmadan en az birkaç gün öncesinden uyku düzeni okul saatlerine göre ayarlanmalıdır. 
  7. Okul saatlerinde ev ortamınızı ‘sıkıcı’ hale getirmeniz çocuğunuzun okul için hevesli olmasını sağlayabilir. En azından okullar açılmadan önceki hafta, evdeki eğlenceli aktiviteleri azaltabilir veya bir süre mola verebilirsiniz. 
  8. Çocuğunuz okula gitmek istemediğinde duygusal davranarak buna müsaade etmeniz yanlış bir davranış olacaktır. Çocuğunuz okula rutin olarak ve aynı saatte gitmelidir. Gitmek istemediğinde buna izin vermeniz, çocuğunuz okulun bir sorumluluk olduğunu unutacaktır. Eğer çocuğunuzda birkaç hafta boyunca geçmeyen karın ağrısı, bulantı, uyku bozuklukları, agresiflik veya anksiyete gözlemliyorsanız mutlaka yardım almanız gerekiyor demektir.
  9. Çocuğunuz okula servis ile gidip geliyor olabilir. Fakat çocuğunuzun ilk haftalarında onu okuldan alma görevini ebeveynleri olarak üstlenebilirsiniz. Bir gün anne, diğer gün baba okuldan alabilirse çocuğunuzu rahatlatmış olursunuz. Bu davranış aynı zamanda aile bağlarınızı güçlendirecektir. 
  10. Çocuğunuz okul sebebiyle stres halindeyken onun özgüvenini güçlendirmek için aslında ne kadar güçlü ve bu tür problemlerin üstesinden gelebilecek bir çocuk olduğunu ifade edebilirsiniz.  Bunu yaparken çocuğunuzun üzerinde bir baskı oluşturmamaya özen gösterin. Durumun sandığınızdan da ciddi olabileceğini göz önüne alarak bazen çocukların destek almadan başa çıkamayacağı durumların olabileceğini unutmayın. Çocuğunuzun stres düzeyi ile başa çıkmakta zorlandığınız noktada okulun Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık birimiyle iletişime geçerek bu konuda uzman kişiden yardım alabilirsiniz.  

Çocuklarda Uyku Sorunu, Çocuğum Neden Uyumuyor?

Uyku saati geldiğinde veya akşam olduğunda uyumama, yatağa gitmeme problemi daha çok kreş ve ilkokul çağındaki çocuklarda görülmektedir. Çocuğunuz, uyuma vakti geldiğinde yatağa gitmemek için ağlıyorsa veya inatlaşıyorsa en kısa zamanda problemin kaynağını bulmalısınız demektir. Çocuklarda uyku problemi çoğu zaman uyku ile ilgili değil, başka bir durum ile ilgilidir. ‘’Çocuğum neden uyumuyor?’’ diye sorarken bu noktaya dikkat etmeli ve problemin derinine inmelisiniz.

Yeterince uyumak ve dinlenmek, okul çağındaki çocuklar için çok önemlidir. Çocuklar yeterince uyumadıklarında konsantre olmakta ve öğrenme sürecinde zorlanırlar. Uyku eksikliği aynı zamanda çocukların ruh hallerini, fiziksel gelişimlerini ve hastalıklara karşı çalışan bağışıklık sistemlerini olumsuz yönde etkilemektedir.

Çocuğum Neden Uyumuyor?
Çocuğunuz yatağa giderken huzursuzlanıyor ve uyumamakta direniyorsa çocuğunuzun başa çıkmakta zorlandığı başka türlü problemler olabilir. Bunları öğrenmeye çalışabilirsiniz. Bazı olası problemler ve ihtiyaçlar çocuğunuzu uykudan uzak tutuyor olabilir. 
  • Çocuklar farklı uyku düzenine ihtiyaç duyabilirler. Biz yetişkinler gibi, çocuklar da kendi aralarında daha farklı uyku miktarına ihtiyaç duyarlar. Bazı çocuklar 11-12 saat uyurken bazı çocuklar için 10 saat yeterlidir. Okul çağındaki bir çocuğun ortalama gece uykusu olarak 10-11 saat uyuması gerekmektedir. Çocuğunuzun yeterince uyuyamadığı saatleri kontrol edin ve çocuğunuzun konsantrasyon problemi yaşayabileceğini veya hiperaktif olabileceğini göz önünde bulundurun. 
  • Çocuğunuzun bir şeyleri kaçırıyor hissedebilir. Çocuğunuza uyku saatinin geldiğini söylüyor fakat ebeveynler olarak uyumuyor ve bir şeylerle ilgileniyorsanız çocuğunuzun aklı sizde kalacaktır. Örneğin çocuğunuzu uyutmaya çalışıyorsunuz ama bir yandan da televizyon izliyorsanız doğal olarak çocuğunuz da sizinle televizyon izlemek isteyecektir. Bu sebeple zaman zaman çocuğunuzla aynı anda uyumaya özen göstermeniz onun uyumaya ikna olmasını kolaylaştıracaktır.
  • Yapılacak şeyleri akşam saatlerine sıkıştırmayın. Çocuğunuz oyun oynamaya veya ödevlerini yapmaya geç saatlerde başladığında uyuma saati de geç bir vakte sarkacaktır. Çocuğunuzun, yatağa dönmeden önce yapacaklarını bitirdiğinden ve hiçbir işi kalmadığından emin olması gerekmektedir. Çocuğunuz sevdiği bir oyunu oynarken oyunu aniden bırakıp yatağa dönmeyecektir. Bu sebeple günlük bir plan oluşturabilir ve aksaklıkların önüne geçebilirsiniz. Bu konuda zorlanıyorsanız çocuğunuzun öğretmeninden profesyonel destek alabilirsiniz.
  • Çocuğunuz çok yorgun olabilir. Ödevler, kurslar, okul sonrası aktiviteler, oyunlar derken saat geç olmuş olabilir. Çocuğunuz gün içinde yoğun olduğunda çok yorulabilir ve bazı çocuklarda aşırı yorgunluk hiperaktiviteye neden olmaktadır. Bu da doğal olarak çocuğun yatağa gitmemesine sebep olacaktır. Hiperaktivite, çocuklarda uyku sorununa sebep olan ciddi bir problemdir. Eğer çocuğunuzun hiperaktif olduğunu düşünüyorsanız çocuğunuzu pediatriste götürmenizde fayda var.
  • Çocuğunuz gün içinde yeterince dinlenmiş olabilir. Çocuğunuz öğleden sonra uyumuş ve uykusunu almış olabilir. Gündüz uykusu, gece uykusunu etkilediği için çocuğunuz uyku vaktinde yatağa gitmek istemeyebilir. Bunun dışında, çocuğunuz ödevlerini erkenden bitirdiyse ve yemeğini de yediyse siz de doğal olarak çocuğunuzu uyutmayı deneyeceksiniz. Fakat çocuklar özellikle yaz aylarında ve tatillerde oldukça hareketli olurlar. Bu sebeple çocuğunuz uyumak istemeyebilir. Bazen de çocuğunuzla geç saatlerde vakit geçirmek o kadar da kötü değildir hatta eğlenceli bile olabilir. Bunu deneyebilirsiniz. Böyle akşamlarda çocuğunuz da çok mutlu olacaktır. 
  • Stres ve anksiyete kaynaklı başka bir problem yaşıyor olabilirler. Çocuklar zaman zaman okul kaynaklı strese girebilir ve korkabilirler. Bunun sebebi değişebileceği gibi ödevler, sınavlar, akran zorbalığı olabilir.  Diğer yandan yakın zamanda çocuğunuzun hayat tarzında bir değişim olduysa bundan kaynaklı uyku sorunu yaşıyor olabilir. Çocuklarda uyku sorunu; okul değişimi, başka şehre taşınma, ebeveynlerin boşanması gibi değişimlerden sonra ortaya çıkabiliyor. Böyle bir değişim yaşanmadıysa çocuğunuzun korku halinde olup olmadığından emin olun. Yakınlarda korku filmi izlemiş veya korku verici bir hikaye dinlemiş olabilir. Bu yaşlarda çocuklar birbirlerini korkutmaya meyilli olabiliyor. Çocuğunuzun bir şeylerden korktuğundan emin olduysanız bir süre birlikte uyuyabilir ve çocuğunuzu rahatlatabilirsiniz.


Çocuğum Uyumuyor Ne Yapmalıyım?
Çocuğunuzun uyku vaktinde kolayca uyuması için kendinize özgü bazı farklı stratejiler deneyebilirsiniz. Eğer problem devam ediyorsa çocuğunuzu pediatriste veya uyku uzmanına götürmenizde fayda var. Bu adımdan önce problemi temel planlamalar ile evin içinde çözmeyi deneyebilirsiniz.
  • Uyku saati rutini oluşturun. Siz de biliyorsunuz ki çocuğunuzu yatağa yatırdıktan sonra ona hikaye okumak uykuya dalmasını kolaylaştıracaktır. Fakat dikkat etmeniz gereken nokta şu ki, çocuğunuzun uyku vaktinden 1 saat önce televizyon da dahil olmak üzere tablet, telefon gibi bütün elektronik aletleri kapatmanız çocuğunuzun temiz bir zihin ile uykuya hazırlanmasını sağlayacaktır. Elektronik cihazlar çocuğunuzun aklını dağıtır ve uyuma isteğini azaltır. Çocuğunuz yatağa yattıktan sonra ona hafif ve sakin bir müzik eşliğinde kısa bir hikaye okuyabilirsiniz.
  • Ev ortamını sessiz ve barışçıl bir hale getirin. Uyku saatinden önce ışıkları loş bir hale getirin. Aynı zamanda tüm aile olarak pijamalarınızı giyin ve sakin bir şekilde uykuya hazırlanın. Ebeveynler olarak tartışma içindeyseniz bu durum evdeki ortamı gerginleştirecek ve doğal olarak bu gerginlikten çocuğunuz da etkilenecektir. Anlaşamadığınız noktalarda çocuğunuzu da göz önüne alarak birbirinize karşı empati yapmanız bütün aile için olumlu bir adım olacaktır.
  • Uyku saati belirleyin ve bu saate sadık kalın.  Çocuğunuzun okul saatlerine uygun bir şekilde uyku saati belirleyin ve bu saatlere tatil günleri de dahil olmak üzere sadık kalın. (Elbette ki nadiren de olsa bazı zamanlar kaçamak yapabilirsiniz.) Çocuğunuzu saat 9 olduğunda yatağa götürmek zordur fakat bunu bir plan dahilinde düzene oturtmak çocuğunuzun uyku saatinde kaçamaklar yapmasını engelleyecektir. 
  • Çocuğunuzun yatak odasını konforlu hale getirin. Televizyonu ve bilgisayarı çocuğunuzun odasında bulundurmanız uyku düzeni açısından tavsiye edilmeyen bir durumdur. Eğer çocuğunuz karanlıktan hoşlanmıyorsa odayı gece lambaları ile ışıklandırabilirsiniz. Çocuğunuzun, yatak odasının yalnızca uyku ve dinlenme için uygun bir alan olduğunu bilmesi gerekmektedir. Bu sebeple oyun ve eğlence alanını mutfak, ortak alan veya başka bir odaya taşıyabilirsiniz. 
  • Çocuğunuzu akranları ile kıyaslamayın. Çocuğunuzu diğer çocuklar ile kıyasladığınızda çocuğun uyku problemi çözülmeyecek. Bunun bilincinde olmalısınız. Hiçbir çocuk ‘’Arkadaşım Ayşe erkenden uyuyor, öyleyse ben de erkenden uyumalıyım.’’ şeklinde düşünmez. Bunun bir faydası olmayacağı gibi, hayal kırıklığına uğrayabilir ve çocuğunuzun özgüvenini zedeleyebilirsiniz. Bunun yerine, planlı bir uyku düzeni inşa edin ve bütün aile olarak belirlediğiniz noktalara uyum sağlayın. 
  • Çocuğunuza uyuması için aşırı ısrar etmeyin. Çocuğunuzu uykuya hazırlamak isteyebilirsiniz fakat bu konuda uyku saatinden önce aşırı ısrar etmek ve onu darlamak yanlış bir yöntem olacaktır. Çünkü çocuk bu kadar ısrar sonucunda anksiyete geliştirebilir. Strese giren bir çocuk uyumakta daha fazla zorlanacaktır. Bunun yerine uyumadan önce ailecek uykuya hazırlanabilir ve ortamı yatma vaktine uygun bir hale getirebilirsiniz. 

Akran Zorbalığı Nedir? Nasıl Önlenir?

Akran zorbalığı, son yıllarda çocuklar arasında yaygın olarak görülen bir saldırganlık biçimidir. Çocuğunuzun akran zorbalığına maruz kalıp kalmadığını anlayabilmek için öncelikle akran zorbalığının ne olduğunu bilmeniz gerekmektedir. Akran zorbalığı, okul çağındaki çocuklar arasında görülen ve güç dengesizliğine dayanan tekrarlayıcı saldırgan davranışlardır.

Güç Dengesizliği : Çocuklar arasında fiziksel güç farklılığı, popülarite, ekonomik durum farklılıkları gibi farklılıklara dayanan dengesizliklerdir. Zorbalığa maruz bırakan çocuklar genellikle bu tür farklılıklara dayanarak fiziksel veya sözel saldırgan davranışlar sergilerler. 

Tekrarlayan Saldırgan Davranışlar : Akran zorbalığı, özellikle mağdur çocuk tepki göster(e)mediğinde artarak devam eder ve sona ermesi iyice zorlaşır.

Zorba Tutumlar Nelerdir?

Sataşma, alay etme, başkalarına rezil etme, mağdurun özsaygısını kasten zedelemeyi amaçlayarak saldırganca davranma gibi tutumlar akran zorbalığının en yaygın türleridir. Rencide edici isimler takarak arkadaşlarının yanında küçük düşürmek örnek olarak gösterilebilir. Bu tür durumlar çocukların birbirleri ile şakalaştığı şeklinde yorumlanabiliyor. Fakat ortada güç dengesizliğinden de kaynaklı küçük düşürülen bir çocuk olduğunda karşılıklı şakalaşmaktan söz edebilmek mümkün değildir. 
Sosyal yönden de birçok şekilde akran zorbalığı yapılabiliyor. Görmezden gelme, dışlama, yalnızlaştırma oldukça sık rastlanan bir sosyal akran zorbalığıdır. Örneğin diğer çocuklara, mağdur edilen çocuk kastedilerek onunla arkadaş olmamalarını söyleyerek çocuğun dışlanmasını amaçlamak yaygın olarak görülmektedir. Okulda ve sosyal ortamda yalnız kalmış bir çocuğun, kimlik edindiği ve sosyalleştiği yaşları zorlu geçebiliyor. Akran zorbalığı ileri derecede görüldüğünde, çocuğun depresyona girmesine hatta intihar etmesine sebep olabilir.
Zorla kendisine yiyecek içecek aldırarak maddi yönden sömürmek veya mağdur çocuğun yiyeceklerini almak da akran zorbalığının bir türüdür. Güç dengesizliği içinde dezavantajlı tarafta yer alan çocuk muhtemelen şimdiye kadar yalnızlaştırıldığı için tepki veremeyebilir.
Ödevlerini zorla yaptırmak, yaygın olarak görülmektedir. Kendini tehdit altında hisseden çocuk bir çıkış yolu bulamayabilir ve zorbalık yapan diğer çocuğun veya çocukların ödevlerini yapmak zorunda kalabilir. Bu tutum, çocuğun hem vaktini hem de enerjisini çalmak anlamına geliyor. Çocuk, başkalarının ödevlerini elbette severek değil, zorunda kaldığı için yapıyor. 
Öğretmenlerin en kolay fark ettiği zorbalık türlerinin başında diğer çocuğu suçunu üstlenmesi için zorlama, disiplin cezası almasına sebep olma geliyor. Başkasına suç atmak, zorbalığa başvuran çocukların sık sık yapmayı denediği bir davranıştır. Özellikle sınıf öğretmenleri, öğrencilerini daha iyi tanıdığı için bu tarz davranışları daha kolay ayırt ediyorlar.
Şantaj yapma ve tehdit etme: Özellikle dijital ortamda gerçekleşen siber zorbalık, çocuklar arasında yaygınlaşmakta olan ciddi bir problemdir. Araştırmalara göre internet üzerinden yapılan akran zorbalığı, yüz yüze gerçekleşen akran zorbalığından daha kolay eyleme dökülebiliyor. İnternet ortamında ‘’herkese karşı’’ teşhir etme, aşağılama, saldırma bir çocuğu çok derinden etkileyebilir ve çocuğun duygusal yönden ciddi bir şekilde yıpranmasına sebep olabilir. 
Din, dil, ırk, mezhep, cinsiyet ayrımı gözetilerek aşağılama; bir çocuğun veya grubun, azınlık bir gruba veya dezavantajlı cinsiyetlere, yönelimlere dahil olduğunu öğrendikten sonra gerçekleştirdiği saldırgan tutumları kapsar. Göçmen ve yabancı uyruklu çocuklara karşı özellikle dışlama ve aşağılama ile kendini gösteren davranışlar da akran zorbalığı olarak nitelendirilmektedir. Diğer yandan kız çocuklarına karşı gerçekleştirilen akran zorbalığı genellikle erkek çocukları ile yakın olmakla itham edilerek ve çeşitli dedikodular yapılarak kendini gösterirken, erkek çocuklarına karşı yapılan akran zorbalığı ise daha çok kız çocuklarına benzetilerek ve yeterince ‘’erkek’’ olmamakla suçlanarak gerçekleştirilmektedir.
Akran zorbalığı yapan çocuk veya çocuklar bunu zaman zaman fiziksel boyuta taşıyabilir. Fiziksel akran zorbalığı, bir çocuğun beden bütünlüğüne veya eşyalarına zarar vermekle sonuçlanır. Tekme-yumruk atmak, vurmak, tokat atmak, çelme takmak, tükürmek, ıslatmak, itmek, cimcik atmak, eşyalarını kırmak, çalmak veya kullanılamayacak hale getirmek gibi zorba tutumlar fiziksel akran zorbalığıdır.
Akran zorbalığı aynı zamanda cinsel boyutta da gözlenmektedir. Söz konusu çocuklar olduğunda, cinsel taciz yaşanmazmış gibi bir yanılgı içine girilebiliyor. Fakat çocuklar arasında da cinsel taciz ve cinsel şiddet sanıldığı kadar az gözlemlenen bir durum değildir. Cinsel biçimde gerçekleşen akran zorbalığı, gizlice fotoğraf çekme, teşhir etme, cinsel tekliflerde bulunma, çocuğun özel bölgelerine zorla dokunma, cinsel saldırı şeklinde kendini gösterebilir. 

Kimler Risk Altındadır?
Akran zorbalığına maruz kalan çocuklar genellikle birkaç yönden risk atlında olabiliyorlar. 
Diğer çocuklar tarafından daha farklı olarak algılanan çocuklar daha fazla risk altındadır diyebiliriz. Örneğin farklı etnik gruba dahil olan, gözlük takan, boyu çok kısa olan, depresif ruh haline sahip, özgüveni daha kısıtlı, daha az popüler, dikkat çekmek için farklı davranan çocuklar akran zorbalığına maruz kalma potansiyeline sahip risk grubundaki çocuklardır.

Kimler Zorbalık Yapmaya Eğilimlidir?
Popülerliğinin farkında olan ve bunu farklı amaçlar için kullanan, başkalarını kolayca domine edebilen, agresif tutum sergileyen, kuralları çiğneyen, şiddete başvuran, akran zorbalığı yapan çocuklarla arkadaş olan, aileden yeterince sevgi görmeyen, ev içi şiddete tanık olan ve şiddet gören çocuklar diğer çocuklara oranla zorbalık yapmaya daha yatkın olabiliyorlar. 
Toplumdaki güç ilişkileri ve güç dengesizliği çeşitli sosyal ortamlarda farklılaşabildiği için zorbalığa maruz bırakan bir çocuk daha farklı bir sosyal ortamda zorbalığa maruz kalan çocuk konumuna kayabiliyor. Örneğin okulda akran zorbalığına maruz bırakan bir çocuk, okul dışındaki daha farklı arkadaş grubu ile sosyalleştiğinde zorbalığa maruz kalabilir. 

Akran Zorbalığı Nasıl Önlenebilir?
  • Çocuklar arasındaki zorbalığın önlenmesi için birçok kişiye ve kurumlara görev düşüyor. Öncelikle çocuğun yetiştiği ortamın şiddetsiz ve huzurlu bir yuva olması gerekmektedir. Şiddet gören ve şiddete şahit olan çocuklar zorbalığa maruz bırakmaya daha fazla yatkın oluyorlar. Bu sebeple aile ortamında şiddete kesinlikle yer verilmemelidir. 
  • Ebeveynler olarak çocuğunuzu dinleyin, şiddet ve zorbalık içeren davranışları anlatın ve anladığından emin olun. Bu şekilde bir yöntem geliştirirseniz çocuğunuz zorbalığa maruz kaldığında ses çıkarabilir veya bunu sizinle paylaşabilir. Çocuğunuz okula gitmek istemiyor, sürekli bahaneler üretiyor ve mutsuzsa akran zorbalığına maruz kalma ihtimalini göz ardı etmeyin. Akranları hakkında sorular sorun ve öğretmeni ile iletişime geçin. 
  • Ayrıca çocuğunuza erken yaşlarından itibaren başkalarına karşı kibar olmayı, arkadaşlarını itmemeyi, kavga etmemeyi, kötü ve alaycı sözler söylememeyi, diğer cinsiyetlere ve farklılıklara karşı saygılı olmayı öğreterek rehberlik edebilirsiniz. 
  • İyi bir örnek olun. Söylediklerinizi eylemlerinize de yansıtarak çocuğunuza örnek olursanız sizin davranışlarınızı özümseyecektir. 
  • Akran zorbalığının önlenebilmesi için yalnızca ailelere değil, toplumun her bir öğesine görev düşüyor. Okul yönetimi de bu konuda dikkatli olmalı ve çözümler üretebilmelidir. Okullar, öğrenciler arasında zorbalığın ne derecede yaygın olduğunu gözlemlemeli ve sonuçlara göre planlamalar yapmalıdır. Bunun için ayrı bir kurul oluşturulması işleri kolaylaştıracaktır. Her okulun bu tutumu özümseyerek bir ilkeler rehberi hazırladığını düşünürsek akran zorbalığının önemli derecede azalacağını söylemek hiç de zor olmaz. Öğretmenlerin ve müdüriyetin bu konuya ağırlık vermeleri gerekmektedir. Sınıflarda bu konuya ayrıca yer verilmesi, akran zorbalığı konusunda farkındalık yaratacaktır. Rehberlik öğretmeni bu konuda öncü bir tutum sergileyebilir.

İyi Bir Baba Olmak İçin Yapmanız Gereken 10 Şey

Çocuğun gelişim sürecinin sağlıklı bir düzeyde ilerlemesi için baba ile kurulan ilişki hayati bir önem taşımaktadır. Şimdiye kadar çocuk yetiştirme sürecinde yalnızca anne ve çocuk ilişkisinin önemi vurgulandı ve buna odaklanıldı. Baba, bir ailenin yarısı olmasına rağmen ebeveynlik ile ilgili araştırmaların %99’u anneler üzerinde yapılmıştır. Oysa aile hayatı çok daha karmaşık ve çoklu ilişkiler bütünüdür. Yani anne-çocuk ilişkisi, baba-çocuk ilişkisi ve eşler arasındaki ilişki daha kompleks bir ilişkiler ağıdır ve her biri çocuğun hayatında etkin düzeyde rol alır.   

Çocuğunuzun yaşamında ‘’iyi bir baba’’ olarak rol almak istiyorsanız daha fazla dikkatli olmanız gereken noktalara birlikte odaklanalım.  



Bir baba olarak sevginizi gösterin. 

Babalar çocuklarına karşı sevgilerini göstermekten zaman zaman kaçınabiliyor. Bu tutum, çocuğunuzun sizin sevginizden emin olamamasına sebep olabilir. Çocuğun yalnızca maddi konularda destekçisi olmak babalık için son derece eksik bir ebeveyn davranışıdır. Babanın tam olarak etkin olmadığı bir aile hayatında çocuğun babaya karşı güven duygusu da azalır. Çocuk babasına her an ulaşamayacağını düşündüğünde babadan uzaklaşabilir. Bu sebeple çocuğunuza sevginizi ve ilginizi göstermekten çekinmemelisiniz. Örneğin çocuğunuzun gün içinde neler yaptığını, okulda neler öğrendiğini, canını sıkan bir şey olup olmadığını sorabilirsiniz. Özellikle gece olduğunda onu severek ve öperek uyutmanız aranızdaki güven bağını geliştirecektir. 

Doğrudan İletişim Kurun 

Babalar genel olarak çocukları ile olan ilişkilerini anneleri üzerinden kuruyorlar. Anneye, çocuğun bir şeye ihtiyacı var mı? diye sormak yerine, çocuğunuza doğrudan neye ihtiyacı olduğunu sorabilirsiniz.  Bu sayede çocuğunuz sizinle olan iletişiminin kısıtlı olmadığını anlayacaktır. Onunla doğrudan sohbet etmeniz ayrıca çocuğunuzun benlik algısına katkı sağlayacaktır.  

Çocuk, onunla daima annesinin iletişim kurduğunu ve ilgilendiğini kolayca fark eder. Babası olarak zamanla size uzak kalması çok muhtemeldir.  

Çocuğunuza mutlaka vakit ayırın

Elbette ki hepimiz işten eve döndüğümüzde yorgun oluyoruz ve dinlenmek istiyoruz. Fakat bu zaman dilimi, bir babanın hafta içinde çocuğuyla geçirebileceği tek fırsattır ve göz ardı edilmemelidir.  Hafta sonları ise bir ebeveynin çocuğuna tamamıyla vakit ayırabilmesi için en uygun zaman dilimidir. Örneğin hafta sonları ailecek sinema etkinliği organize edebilirsiniz. Çocuğunuz bu fikri çok sevecektir. Çocukların babalarından en çok istediği şey zaman ayırmalarıdır. 

Çocuğunuza sarılın 

Babalar çocuklarına şefkat göstermekten korkmamalıdırlar. Çocuklar fiziksel temasa da ihtiyaç duyarlar ve bunu yalnızca annelerinden görmemeliler. Bu yüzden bir baba olarak çocuğunuza bir kez sarıldığınızda bile onun gözlerindeki mutluluğu göreceksiniz. 

Eşinize karşı saygılı olun. 

İyi bir baba olmak yalnızca baba çocuk ilişkisinden ibaret değildir. Baba olarak eşinize karşı tutumunuz, çocuğunuzun sizinle ilgili algısını şekillendirmektedir. Çocuğunuz, annesine saygısızlık yapıldığında bunu hemen fark edebilir. Siz çocuğunuza ne kadar iyi bir baba olsanız da eşinize olan tutumunuz daha farklı ise aile hayatınızda zaman zaman problemler meydana gelecektir. Çocuğunuzun bu durumdan etkilenmesi çok muhtemeldir.  

Çocuğunuzu iş yerinize götürün. 

Çocuğu iş yerine götürmek her zaman zaman mümkün olmayabilir ama bunu en az bir kere mutlaka yapmalısınız. Ona ofisinizi, masanızı, toplantı odanızı gösterin. İş arkadaşlarınızla tanıştırın, bütün gün neler yaptığınızdan bahsedin. Çocuğunuzun nerede nasıl çalıştığınız hakkında bilgi sahibi olması sizi daha iyi tanımasını sağlayacak ve aranızdaki bağı kuvvetlendirecektir. Ayrıca çocuğunuz evdeyken sizi düşündüğünde sizin çalışıyor olan haliniz gözünün önüne gelecektir.  

Özür dilemeyi bilin. 

Onu incittiğinizde veya sesinizi yükselttiğinizde mutlaka özür dileyin, daha dikkatli davranacağınızı belirtin ve gönlünü almak için çabalayın. Örneğin çocuğunuz size bir şeyler anlatıyorken dikkatinizi tam olarak veremediğinizde bunları yapabilirsiniz. Çocuğunuz sizin tarafınızdan önemsendiğini bildiğinde size daha güvenli bir şekilde bağlanmış olur.  

Çocuğunuza sürpriz yapın. 

Çocuklar sürprizlere bayılırlar. Bunun için ekstrem şeyler yapmanıza gerek yok. Bir gün eve erken gitmeniz bile çocuğunuzu şaşırtacak ve mutlu edecektir. Çocuğunuzu mutlu etmenin birçok yolu var. Ona en sevdiği yiyeceklerden oluşan bir kahvaltı hazırlayabilirsiniz. Çocuğunuzu mutlu ettiğinizi görebilmek sizi de çok mutlu edecektir. 

Kendinize iyi bakın. 

Baba olduktan sonra kendi hayatınızı bir kenara atmamalısınız. Sizin de kendinize vakit ayırmaya, arkadaşlarınızla dışarı çıkmaya, bazen yalnız kalmaya ihtiyacınız olacaktır. Bütün hayatınız çocuğunuzdan ibaret bir hale geldiğinde hem sizin için hem çocuk için durumlar kötü bir hal almaya başlayacaktır. Çocuğunuzu fark etmeden de olsa bağımlı duruma getirmiş olursunuz. Bu durum çocuğun sosyalleşme becerilerini köreltecektir.  

Ayrıca sağlığınıza da dikkat etmelisiniz. Örneğin sağlıklı beslenerek çocuğunuza örnek olabilirsiniz. Bu sayede çocuğunuz neyin zararlı neyin besleyici olduğunu öğrenecektir. İyi bir baba olmak için çocuğunuzu zararlı yiyeceklerden uzak tutmanız gerekmektedir.  

Boşanmanın Çocuklar Üzerindeki Etkileri

Evlilikte problemler meydana geldiğinde bazı aileler kendilerine ‘’Çocuğum için evliliğimi yürütmeli miyim?’’ diye soruyorken bazı aileler için ise boşanmak tek seçenek haline gelebiliyor. Elbette bütün ailelerin aklında birçok soru işareti oluşuyor. Özellikle de çocukların boşanma sürecinden nasıl ve ne derece etkileneceği önemli bir problem haline gelmektedir. Çocuğun hayat düzeni değişeceği için ebeveynlerin çocuğun geleceğiyle ilgili kaygıları da artabiliyor. 

Peki boşanan ailelerde çocuğun psikolojisi ne düzeyde etkilenir? Bu durumu etkileyen birçok sebep olmakla birlikte boşanma sürecinin çocuğa zarar vermemesi dikkat edilmesi gereken temel noktalardan biridir. Boşanma süreci bütün çocuklar için stresli geçmesine rağmen bazı çocuklar için oldukça zorlayıcı bir süreç olmaktadır. Bu sebeple ebeveynlerin, boşanmanın çocuk üzerindeki etkilerini minimum düzeye indirmeleri gerekmektedir. 



Çocuklar Boşanmadan Nasıl Etkilenir? 

Boşanma, bütün aile için duygusal bir karmaşa yaratır fakat bazı çocuklar için boşanma süreci oldukça korkunç ve kafa karıştırıcı olabiliyor. Daha büyük yaştaki çocuklar boşanma sürecinden sonra neden iki ayrı evde kalmak durumunda kaldıklarını anlamakla başa çıkmaya çalışıyorlar. Annede kaldıklarında babanın onları sevmeyeceğini, babada kaldıklarında ise annenin onları sevmeyeceği yanılgısına kapılabiliyorlar. 

İlkokul çağındaki çocuklarda durum biraz daha farklı olabiliyor. Onlar boşanmanın kendilerinin suçu olduğunu düşünmeye daha fazla eğilimliler. Örneğin küçük yaştaki çocuklar, çok fazla yaramazlık yaptıkları için anne babası boşanıyor zannedebiliyor. Bazı durumlarda geceleri altını ıslatma veya depresyon gözlemlenebilir. Böyle durumlar yaşanıyorsa bir pedagoga ve çocuk terapistine gitmeniz gerekir.

Ergen çocuklar ise boşanmanın sebep olduğu değişimlere karşı öfkeli bir tutum geliştirmeye daha yatkınlar. Boşanmanın sorumlusu olarak tek bir ebeveyni veya ikisini birden suçlayabilirler. Ailelerinin tamamen altüst olduğunu ve hayatlarının bir daha hiçbir zaman iyi olmayacağını düşünebilirler. Ergenlik dönemindeki bir çocuk için olağan şekilde ilerleyen hayat bile zor olabilirken boşanma süreci işleri daha da karmaşık bir hale sokabilir. 

Tek Çözüm Evliliği Sürdürmek mi?

Elbette her aile biricik ve eşsizdir. Her ailenin problemleri ve anlaşmazlık noktaları değişim göstermektedir. Ufak bir anlaşmazlık durumunda boşanmaya gitmek yerine sorunu karşılıklı anlayış süreci içinde çözmek için gönülden çaba göstermek atılması gereken ilk adımdır. Fakat anne ve baba, ne olursa olsun evli kalmalıdır diye düşünmek oldukça yanlıştır. Örneğin evlilik içi fiziksel veya sözel şiddet varsa şiddete uğrayan tarafa evliliğini yürütmesi gerektiği yönünde telkinler vermek yapılacak en büyük hatalardan biri olur. Hiçbir insan şiddeti hak etmez. 

Ayrıca şiddetin hakim olduğu bir evde çocuğun psikolojisinin iyi bir noktada olması beklenemez. Çocuklar şiddete şahit oluyorsa veya şiddet görüyorlarsa ve sürekli bağırış çağırış bir ortama maruz kalıyorlarsa sağlıklı bir mental gelişimden söz etmemiz mümkün değildir. Bu durumda çocuklar daha büyük bir risk altındadır. Dolayısıyla ebeveynlerin her durumda evli kalması doğru bir durum olmaz. Ebeveynlerin her ikisi de çocuğun bu durumdan en az etkilenmesini sağlamakla yükümlüdürler. 

Boşanmış ailenin çocuğunun psikolojisi bozuktur gibi önyargılardan uzak durmamız gerekmektedir. Bazı durumlarda çocuk için en iyi seçenek ebeveynlerinin boşanması olabilir. Boşanan ailenin çocuğu da diğer çocuklar gibi akademik başarıyı yakalayabilir ve sağlıklı bir destek gördükten sonra hayatına devam edebilir. 

Boşanma Aşamasındayken Çocuğunuza Nasıl Davranmalısınız?

  • Çocuğu arada bırakmayın.  Çocuğa asla anne ve babası arasında tercih yaptırmayın ve buna yönelik sorular sormayın. Özellikle çocuk aracılığıyla eşinize mesaj göndermeniz kesinlikle uygun bir davranış değildir. Kendisini arada kalmış hisseden çocuğun depresyon ve anksiyete yaşama ihtimali de yükselecektir.

  • Çocuğunuzla iletişiminizi sürdürün. Pozitif yönde bir iletişim geliştirmek, ebeveyn ilgisi, minimuma indirgenmiş çatışmalar çocuğunuzun bu süreci daha kolay atlatmasını yardımcı olacaktır. Sağlıklı bir ebeveyn-çocuk ilişkisi kurmanız, boşanma sonrasındaki dönemde çocuğunuzun daha iyi bir okul başarısı yakalamasını sağlayacaktır. 

  • Çocuğunuza onun güvende olduğunu hissettirin. Boşanma aşamasındaki bir çocuk, ev hayatında değişim yaşanacağı için artık güvende olmadığını düşünebilir. Nerede kalacağım, evlatlık mı verileceğim gibi kaygılara kapılabilir. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda gerçeklikten uzak korkular kendini gösterebiliyor. Bu sebeple çocuğunuzu yalnız bırakmayın ve ona şefkatinizi gösterin. Ailesi olarak onun için en iyisini istediğinizi hissettirin. 

  • Çocuğunuzu yakından gözlemleyin. Özellikle boşanma sürecinde çocuğunuzun neler yaptığını, nasıl vakit geçirdiğini, duygu durumunu yakından gözlemlemeli ve ona göre bir tutum geliştirmelisiniz. Çocuğunuz sessizleşti ve içine kapandıysa veya zaman zaman onu ağlarken buluyorsanız mutlaka başa çıkamadığı durumlar var demektir. Anne ve baba olarak bir araya gelerek çocuğunuza süreci anlatmanız onu rahatlatmak için iyi bir adım olacaktır. Boşanma sürecinde çocuğun psikolojisinin iyi bir durumda olması için hem anne hem de babası ile iletişimi kesmemesi gerekiyor. Ayrıca boşanma süreci sonrasında anne veya babasını kaybetmiş olmayacağını ona açık bir şekilde anlatmalısınız. 

  • Evdeki gerginliği mutlaka azaltmalısınız.  Ebeveynler olarak boşanmaya karar verdiniz ve bir müddet birlikte yaşamak durumundasınız. Eşinizle zor bir süreçten geçtiğiniz şüphesiz fakat çocuğunuzla aynı süreci yaşamamanız gerektiğini unutmayın. Bu hikayede çocuğunuzun stres ve korku düzeyini arttırmanız çocuğa direkt olarak zarar vermek anlamına geliyor. Ebeveynlerin birbirine bağırması çocuğu korkutacağı gibi şiddeti ve bağırmayı özümsemesini de sağlayabilir. Evdeki tansiyonun en düşük düzeyde tutulması çocuğunuz için en doğru tutum olacaktır. 

  • Çocuğunuzu cesaretlendirin. Boşanan ailenin çocuğu psikolojik olarak etkilenmeye daha yatkın olabiliyor. Çocuk kendisini çaresiz bir kurban olarak görmeye başladıysa acil olarak bu durumun önüne geçmelisiniz. Ona ebeveynlerin birbirinden ayrıldığını fakat asla çocuklarından ayrılmayacağını hissettirmeniz gerekiyor. Bu dönemde çocuğunuzu güçlendirmeye özen göstermelisiniz. Bu konuda aile ve çocuk terapistinden yardım almayı düşünebilirsiniz. 

  • Çocuğunuzun okulunu değiştirmeyin.  Çocuğun boşanma aşamasını daha kolay atlatabilmesi için çocuğun günlük alışkanlıklarını, oturduğunuz semti veya şehri, özellikle okulunu değiştirmemelisiniz. Okulu değiştirilen bir çocuk alışkın olduğu arkadaşlarından da ayrılacağı için kendisini yapayalnız hissedebilir. Çocuk zaten aile hayatında bir değişim yaşayacağı için diğer rutinlerinden taviz vermesi bambaşka bir hayatla karşı karşıya kalmasına ve dolayısıyla adaptasyon konusunda zorlanmasına sebep olacaktır. 

  • Çocuğunuza eşinizi kötülemeyin. Çocuğunuz henüz yetişkin ilişkilenme biçimlerini ve evlilik hayatını kavrayamayacak düzeyde olduğu için ona eşinizi kötülemeniz yalnızca çocuğunuza zarar verecektir. Sürekli anne veya babasının birbirini kötülediğini duyan çocuğun ebeveynlerine karşı güveni azalabilir. Bu durum çocuğun kafasının karışmasına ve kendini yalnız hissetmesine sebep olabilir. Eşinizle birebir ilişkinizde sorun yaşıyor olabilirsiniz fakat çocuğunuzla eşinizin ilişkisi ebeveyn olarak başka bir noktada durduğunun bilincinde olmalısınız.

Sağlıklı ve Mutlu Bir Çocuk Yetiştirmek için 10 İpucu

Günümüzde teknolojinin de hızlıca gelişmesi ile birlikte elektronik cihazların yaydığı radyasyon, kanserojen maddeli bebek mamaları, sağlıksız ve yağlı yiyeceklere maruz kalıyoruz. Çocuklarımızı bu dünyadan soyutlamak elbette mümkün değil fakat çocukların en az zararla büyümesi için dikkat edilmesi gereken bazı noktalara odaklanmamız gerekiyor. İşte sağlıklı bir çocuk yetiştirmek için 10 ipucu:

1. Anne Sağlığı

Çocuğun sağlığı, annenin hamile kalmadan önceki döneminden dahi etkilenebiliyor. Bu sebeple aile çocuk yapmaya karar verdikten sonra anneler egzersiz ve sağlıklı öğünler ile birlikte bağışıklığını güçlendirmesi gerekmektedir. Bu hamle hem çocuğun sağlığı için hem de annenin hamileliğini kolay geçirebilmesi için ilk ve temel noktadır.

2. Sert Bir Ebeveyn Olmayın

Bir ebeveyn olarak sert ve aksi bir tutuma sahip olmak uzun vadede çocuğunuzun psikolojisini olumsuz yönde etkileyecektir. Elbette çocuğunuza anne/baba olduğunuzu hissettirmelisiniz. Fakat gerekli ilgiyi ve şevkati göstermemeniz çocuğunuza zarar verebilir.

Bir araştırmaya göre 2-5 yaş arasındaki çocuğuna karşı sert bir tutum sergileyen ve çocuğun aktivitelerini sık sık kısıtlamalar koyan ailelerin çocukları diğer çocuklara oranla %30 daha fazla obeziteye yakalanma riskine sahiptir.

3. Babalara Düşen Görevler

Annenin çocuk için hayati bir figür olduğu bir yadsınamaz bir gerçektir. Fakat bu bütün sorumlulukların anneye ait olacağı anlamına gelmiyor. Günümüzde, ‘’Babalar çocuk yetiştirmekten anlamaz.’’ gibi klişelerin pek de bir geçerliliği bulunmuyor.

Baba birçok yönden çocukların hayatını etkilemektedir. Babaların küçük yaşlardan itibaren çocukların temel ihtiyaçlarını gidermesi, ileriki yaşlarında çocukların babaları ile aralarına mesafe koymasının önüne geçiyor. Örneğin çocuk üşüdüğünde çocuğunu giyindiren ve ısıtan bir babaya karşı, çocuk da pozitif duygular geliştirerek aile oldukları algılıyor. Babanın ev hayatından uzak bir figür değil de ailenin bir parçası olduğunu fark eden çocuklar daha mutlu ve sorunsuz bir ergenlik geçiriyor.

4. Hamilelikte Beslenme

Annenin alkol ve sigara kullanması çocuğu fiziksel gelişiminden zeka gelişimine kadar birçok yönden ciddi derece olumsuz etkilemektedir. Her anne sağlıklı bir çocuk doğurmak ister. Bunun bilinci ile zararlı maddelerden uzak durulmalıdır.

Doktorunuzun önerdiği beslenme düzeninin dışına çıkmamaya özen gösterin ve diyet yapmayın. Hamileyken kalori alımını doktor tavsiyesi dışındaki durumlarda kesinlikle azaltmayın. 

Aşırı yağlı, soslu yiyeceklerden uzak durun. Bulantılarınızı arttırabilecek besinler sizi daha fazla zorlayacaktır. Diğer yandan hamile olduğunuz için yediğiniz öğünleri iki katına çıkartmayın. Öğünlerin çok olmasını değil, yeterli besin değerlerine sahip olup olmadığını dikkate alın. Sağlıklı bir çocuk yetiştirmek için hamilelik sürecinde kendinize dikkat etmelisiniz.

5. Zararlı Alışkanlıklardan Uzak Tutun

Çocuğunuz sigara, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıkların zararlı olduğunu bilmelidir ve bunlara karşı pozitif bir algı geliştirmemeli, sempati beslememelidir. Bu sebeple çocuk yetiştirirken zararlı alışkanlıklar konusunda esnek olmadan net bir tutum sergilemelisiniz.

 Çocukları bu tür zararlı alışkanlıklardan uzak tutmak her ebeveynin temel sorumluluklarından biridir. Sağlıklı bir çocuk yetiştirmekle ilgili yapılan hatalardan biri de çocuğa zararlı maddelerden bahsederken, ona örnek olamamaktır. Siz hem sigaranın zararlarından bahsediyor hem de evin içinde çocuğun yanında sigara içiyorsanız çocuğunuzun sizi dikkate almamasına sebep olabilirsiniz. Ebeveynlik yalnızca konuşmaktan ibaret değildir. Aynı zamanda çocuğa örnek olmalısınız.

6. Açıklamalarınızı Dozunda Bırakın

Çocuğunuzu yönlendirirken her adımı için uzun uzun açıklamalar yapmamalısınız. Gerekli ve yerinde yönlendirmeler yaptıktan sonra çocuğunuzun keşfetmesine izin vermeniz çocuğu doğru yetiştirmek adına yerinde bir tutum olacaktır. Çocuğun kendi kendine karar verebilmesinin önünü açmalısınız. Unutmayın ki her an çocuğunuzun yanında olamazsınız. Zorluklar karşısında kendi kendine karar verebilmesi için ona bir alan açabilirsiniz. Bu sayede çocuğunuzun öz güvenini geliştirmesine de katkı sağlamış olursunuz.

Sağlıklı bir çocuk yetiştirmek yalnızca çocuğun sağlıklı beslenmesi demek değildir. Çocuğunuza kendi alanını açın, onun kendini ve dünyayı keşfetmesine olanak tanıyın. Stres altındaki bir çocuğun bedensel sağlığı da kolayca etkilenebilir.

7. Sıcak Bir Yuva

Ebeveynler, çocuklarıyla ilgilendiği kadar birbirleri ile de ilgilenmelidir. Anne ve babasının birbirlerine aşık olduğunu hisseden bir çocuk sıcak bir yuvada olduğunu bilerek daha pozitif ve mutlu olacaktır. 

Tek ebeveynli aileler için de durum farklı değildir. Çocuğun birlikte yaşadığı ebeveyn, ev ortamını sıcak ve huzurlu bir mekan haline getirmelidir. Çocuk evin içinde daima bir gerginlik hissederse anksiyete geliştirme ihtimali yükselir. Çocuğa kaldıramayacağından daha fazla stresi hissettirmek onun gelişimini negatif yönde etkileyecektir.

8. Hamilelikte Yürüyüş

Kadının hamile olduğu süreçte hareketsiz kalması ve egzersiz yapmaması gerektiği görüşü hala yaygın. Fakat hamile bir kadın her gün mutlaka yarım saat yürüyüş yapmalıdır. Ayrıca pilates, yoga, yüzme gibi hamilelere uygun basit fiziksel aktiviteler sayesinde kan akışı hızlanır ve bebek daha iyi beslenir. Hamile kadınların spor yapmasının hiçbir zararlı tarafı olmadığı gibi aynı zamanda gereklidir de.

9. Temizliğe Büyük Önem Verin

Temizlik her insan için temel bir ihtiyaç olmakla birlikte hamile kadınların iki kat daha fazla özen göstermeleri gereken bir konudur. Ellerinizi daha sık yıkayın. Temizliğinden emin olmadığınız besinlerden uzak durun. Meyve ve sebzelerin iyice yıkandığına emin olun. Genital temizliğe her zamankinden daha fazla dikkat edin. Ortak havuz tercih etmemeye çalışın. Bu konuda yapılan bir dikkatsizlik, çocuğunuzun sağlığını doğrudan kötü etkileyecektir.

10. Medya Araçlarını Olabildiğince Minimum Düzeye İndirin

Günümüz dünyasında teknoloji, oldukça faydalı olduğu gibi aşırı ve gereksiz kullanım doğrultusunda özellikle çocuklar için başa bela bir hale gelebiliyor. Bu sebeple çocuğunuza interneti doğru kullanmayı öğretin. Çocuğunuz için güvenli internet paketleri kullanmakta fayda var. Zaman zaman çocuk kilidi kullanabilirsiniz. Çünkü internet dünyası sınırsız içeriklere sahip ve bunların bir kısmı çocuklar için hiç de uygun değil. 

Diğer yandan çocuğunuzun telefon, bilgisayar, televizyon ile uzun saatler geçirmesi göz sağlığına zararlıdır. Çocuklar erken yaşlardan itibaren telefon ve tablet gibi elektronik cihazlar ile yakın temas içinde olduklarında ileriki yaşlarında görme bozukluğu yaşamaları olasıdır. 

Çocuklar İçin Tehlike! Cinsiyetçi Oyuncaklar

3 yaşından sonra çocukların cinsiyet algıları daha hızlı bir şekilde gelişmeye başlıyor. Çocuklar bu dönemde birbirlerine karşı daha dikkatli davranırlar. Bu sebeple kız ve erkek çocuklarına daha farklı davranıldığını kolayca fark edebilir ve içselleştirebilirler.  Eğer cinsiyet eşitliği konusunda yeterince özenli davranılmazsa çocuklar ‘’kız çocukları için oyuncaklar’’ ve ‘’erkek çocukları için oyuncaklar’’ şeklinde tasarlanmış oyuncaklarla oynamaya daha yatkın oluyorlar. Bu çocuklar sosyal normlara daha sıkı bağlanıyorlar ve kendi cinsiyetleri için uygun görülmeyen oyuncaklarla oynamaktan kaçınabilirler. Bu aşamada ailelere büyük bir görev düşüyor.

Çocuklar, cinsiyetçi oyuncakların çekimine kapıldıkça, farklı yetenekler geliştiriyorlar ve birbirlerinin yeteneklerini öğrenmek istemiyorlar.

3 yaşındaki çocuklar ve anneleri ile yapılmış bir araştırmaya göre; çocuklar oyuncaklarla ‘’kız oyuncakları’’ ve ‘’erkek oyuncakları’’ şeklinde ayrım yapmadan oynuyorken, anneleri kız ve erkek çocukları için farklı oyuncaklara yönelmiştir. Bu konuda negatif yöne bir uyarı ya da yönlendirme almadıkları sürece çocuklar kendi cinsiyetlerine göre tasarlanan oyuncaklara karşı ilgisiz kalmışlar ve oyuncaklarla ortak bir şekilde oynamışlardır. Oyuncaklar cinsiyete göre ayrılmadığında kız çocukları mühendislik, matematik gibi yeteneklere daha fazla yöneliyor ve daha kolay öğreniyor.

Cinsiyetçi Oyuncaklar Çocuklara Gerçekten Zarar Veriyor mu?

Cinsiyet kodlarının temel bir parçası olan renkler de çocukların toplumsal cinsiyet algısını etkiliyor. Kız çocukları için pembe, erkek çocukları için mavinin uygun görünmesi cinsiyetçi bir toplumsal tutumdur. Kız çocuklarına daima pembe, erkek çocuklarına mavi kıyafetlerin giydirilmesi elbette çocuklar için de çeşitli anlamlar ifade ediyor. Renkler söz konusu olduğunda dahi birbirinden ayrıştırılan çocuklar, kız ve erkek çocuklarının birbirinden bambaşka varlıklar olduğu algısına kapılıyor. Bu türden bir algı çocuğunuzun hayata daha geniş bir biçimde bakmasını ve sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesini engelliyor. 

Oyuncaklar çocuklar için yalnızca oyuncak görevini üstlenmez; aynı zamanda çocukların bilimle, teknolojiyle, doğayla, hayvanlarla, birbirleriyle kurduğu ilişkiyi şekillendirir. Cinsiyetçi oyuncaklar da çocukların hayatı cinsiyetlerine göre anlamlandırmasına sebep olan önemli bir konudur. 

Erkek çocuklarının sık sık uçaklarla ve arabalarla oynaması onları teknolojiye yönlendirirken, kız çocuklarının bu oyuncaklardan mahrum bırakılarak evcilik seti gibi bakım hizmetiyle ilişkili olan oyuncaklara yönlendirilmesi mühendislik alanından uzaklaşmalarına sebep oluyor. Aynı zamanda bir cinsiyete uygun görülen oyuncağın diğer cinsiyet için uygun olmayacağı görüşü, çocukların hayatı bütüncül olarak kucaklayamamasına sebep olmakla birlikte kız ve erkek çocuklar arasında ayrım yapılmasının normal olduğu algısını güçlendirir. 

Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik ile ilgili oyuncaklar çoğu zaman erkek çocuklar için tasarlanmaktadır. Uzaktan kumandalı oyuncak araba üreticisi firmalar, pazarlama stratejilerini erkek çocuklara seslenerek şekillendiriyor. Şöyle ki bu tür oyuncakların dış paketlerinde ‘’for boys’’ (erkekler için) uyarısını görmemiz çok muhtemeldir. Diğer yandan kız çocukları için uygun görülen oyuncaklar; evcilik takımı, oyuncak bebekler, barbie bebekler gibi daha az yaratıcılık sağlayan ve daha çok ev içi ile sınırlı kalacak biçimde tasarlanmış oyuncaklardır. Yani kız çocukları kariyer ve mühendislikten uzak tutulmuş oluyorlar. 

Bir oyuncak dükkanına girdiğiniz zaman oyuncak temizlik setlerinin üzerinde kız çocuğu resmi olduğunu fark ederiz. Kız çocukları bu oyuncakların kendileri için üretildiği algısına kapılarak ister istemez bu tür oyuncaklara yöneliyorlar. Günün sonunda kız çocukları araba, uçak, motosiklet gibi oyuncaklardan uzak tutulduğu için yeteneklerini teknoloji alanında değil bebek bakımı, yemek pişirme, temizlik gibi alanlarda geliştiriyorlar. Yani kız çocuklarına verilen mesaj ’’Sen evde otur, çocuk büyüt, yemek ve temizlikle ilgilen.’’ olmuş oluyor. 

Ne Yapmalıyız?

  • Öncelikle aile ortamı çocuk için temel rol model alanıdır. Bu sebeple aileler, çocukları kısıtlayan algılardan sıyrılarak daha özgür düşünmeli ve çocuklarına bunu aktarmalıdır. 
  • Öncelikle çocuğunuza oyuncak alacağınız zamanlarda cinsiyete göre oyuncak seçmenin çocuğun kişisel gelişimi açısından yanlış olduğunun farkında olarak hareket etmelisiniz.  
  • Yine aynı şekilde eşinizle konuşurken cinsiyetçi ifadeler barındıran cümleler kullanmayın. Cinsiyetçi rollere yer vermeyerek hayatı paylaşırsanız çocuğunuza iyi örnek olabilirsiniz.
  • Cinsiyetçi söylemlerden uzak durmalısınız. ‘’Erkekler ağlamaz.’’ gibi oldukça yaygın bir cümle kurduğunuz takdirde oğlunuz doğal olarak kızların ağladığını, erkeklerin ağlamaması gerektiğini düşünecektir. Oysaki bu dünyadaki her çocuk üzüldüğünü belirtebilmeli, duygularını yansıtabilmeli ve ağlayabilmelidir. 
  • Bütün çocuklar bebeklerle oynayabilir bunun bir sakıncası yok, fakat oyuncak bebekle oynayan bir çocuğa bebeğin bakım hizmetini yüklemek doğru bir davranış değildir. Çocuk bebekle oynuyorken ona bakması gerektiği yükünü taşımamalıdır. Çocuk, oyuncak bebeğini karnını doyuracağı, uyutacağı, altını değiştireceği hayali bir bebek olarak değil, yalnızca bir oyuncak olarak algılamalı ve onunla özgürce oynamalıdır.  Aileler eğer çocuklarına oyuncak bebek alacaklarsa bu noktaya dikkat etmeli ve çocuklarını bu anlamda yönlendirmeliler.
  • Silah, bıçak gibi oyuncaklar kesinlikle hiçbir çocuğa uygun değildir ve satın alınmamalıdır. Özellikle erkek çocuklarına oyuncak alınırken silah tercih edilebiliyor. Çocuğunuzun problem çözme kapasitesini kısıtlayarak çevresine karşı saldırgan bir tutum etmesine sebep olmak istemiyorsanız çocuğunuzu oyuncak silah, oyuncak bıçak gibi materyallerden uzak tutmalı ve daha yaratıcı oyuncaklara yönlendirmelisiniz. 
  • Oğlunuzla evcilik oynamanız onun gelişimine zarar vermeyecektir. Bu konuda rahat olabilirsiniz. Aynı şekilde kızınızla da futbol oynayabilirsiniz. Bu sayede dünyayı daha iyi kavrayan çocuklar yetiştirmek için bir adım atmış olursunuz.
  • Bütün sporcuların ve bilim insanlarının erkek olmadığını belirten örnekler gösterin. Film izlerken kız çocuklarının rol model alacağı kadın kahramanların olduğu filmleri izleyebilirsiniz. Böylece kız çocukları kendileri ile özdeşleştirecekleri başarılı kadın karakterleri tanımış olacaktır.
  • Cinsiyetçi oyuncakları evlerimize alıyorsak bu oyuncakların üreticilerinin olduğunu da biliyoruz. Bu bağlamda yalnızca ailelerin değil, oyuncak firmalarının da çocuklar arasında cinsiyet eşitliğini dikkate alarak yeni yöntemler geliştirmeleri gerekmektedir.
  • Bütün çocuklar değerlidir ve bütün çocukların birbirleri ile eşit olduğunu bilmesi gerekmektedir. Oyuncaklar çocukların cinsiyetlerine göre değil kişisel özelliklerine, yaşlarına, gelişim süreçlerine ve ilgilerine göre seçilmelidir. Erkek çocuğunuz hayvanları çok seviyorsa cinsiyetinden bağımsız olarak ona oyuncak ayıcık, kedi, köpek alabilirsiniz. Kız çocuğunuz futbol oynamayı seviyorsa voleybola yönlendirmek gibi bir hata yapmadan  onu futbola devam etmesi için cesaretlendirin.



Kreş Öncesi Hazırlık, Dikkat Etmeniz Gerekenler

Çocuğunuz kreş öncesi çağına gelene kadar birçok dönemini atlatmış ve hayata dair pek çok şey öğrenmiştir. İnsan hayatı öğrenmenin sonsuz olduğu bir süreç olduğu için çocuğunuzun da her yaşta bilmesi ve öğrenmesi gereken temel şeyler olmalıdır. Kreşe gidecek olan bir çocuğun, okul hayatının ilk yılına hazır olarak başlaması önemli bir kazanım olacaktır. Çocuğunuzu kreşe hazırlamak için minik bir kreş öncesi eğitim verebilirsiniz. 

 Bu kreş öncesi eğitim ve hazırlık, çocuğunuzun bağımsızlığına katkı sağlayarak bütüncül bir gelişim dönemi geçirmesini sağlayacaktır. 

  • Çocuğunuza İsmini ve Soy İsmini Öğretin

Çocuğunuz, sorulduğunda susmak yerine ismini söyleyebilmelidir. Bu hem sosyal gelişimi için hem de kendine güvenebilmesi için önemlidir. Akranları ve öğretmeni ile tanışmasının ilk adımı çocuğunuzun kendini rahatça tanıtabilmesidir.

  • Ayakkabı Bağcıklarını Bağlamayı Öğretin

Çocuğunuzun kreşe başlamadan önce ayakkabı bağcıklarını bağlamayı öğrenmesi hem kendi güvenliği açısından hem de gelişimi açısından önemli bir noktadır ve düşündüğünüz kadar da zor değildir. Birkaç gün boyunca durmadan pratik yapın. Yalnızca ayakkabı bağcıkları ile sınırlı kalmanıza gerek yok. Evdeki ipliklerle bile bağlama pratiği yapabilirsiniz. Önemli olan sürekli tekrarlamanızdır.

Çocuklar bir şeyler öğrenirken hayal kırıklığına uğrayıp pes etme eğiliminde olabiliyorlar. Fakat küçük bir cesaretlendirme ile yeniden deneyebilirler. Onları cesaretlendirmeyi ve durmadan tekrar etmeyi aksatmayın.

Öğrenme süreci bazen haftaları alabilir. Başardıklarında ise kendileri ile gurur duyacaklardır. Okuma yazmayı öğrendiğiniz ilk anı ya da bisiklete binmeyi başardığınız o duygu dolu anı hatırlayın. Büyük bir mutluluk ve gurur içinde olduğunuz şüphesiz bir durumdur. Şimdi aynı süreci çocuğunuzun yaşadığını görerek siz de gururlanacaksınız.

  • Tuvalete Girdikten Sonra Ellerini Yıkama

Temizlik alışkanlığı kreş öncesi eğitimin ayrılmaz bir parçasıdır ve bu eğitimin en temel kısmı ise tuvalet sonrası el yıkama alışkanlığının edinilmesidir. Çocuğunuz bazen üşenebilir veya unutabilir. Böyle zamanlarda ona destek olmak için ellerinizi birlikte yıkayabilirsiniz.

Çocuğunuza tuvaletten çıktığında, sokaktan döndüğünde, kedi-köpek sevdiğinde ellerini yıkamayı öğretirseniz kreş öncesi dönemdeki çocuğunuzun bağışıklığını güçlendirmiş de olursunuz. Çocuğunuzun ellerini yıkama alışkınlığı edinmesi, onun hastalıklardan korunmasını da sağlayacaktır. Niketim el yıkama alışkanlığı olmayan bir çocuk, daha sonra ellerini ağzına yüzüne sürüp hastalıklara davetiye çıkarabilir. 

Ayrıca çocuğunuza tuvalet sonrasında pantolonunu çekmesi ve düğmesini iliklemesi gerektiğini öğretmeniz çocuğunuzun kişisel gelişiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Çocuğunuz bu sorumluluğu edinirse kreşe başladığında öğretmeninden yardım istemeden tuvalete girip çıkacağı için kendi özsaygısı ve bağımsızlık algısı da gelişecektir. 

  • Fiziksel Antrenmanlar Yapın

Kreş, çocuğunuz için ev ortamından daha hareketli bir sosyal ortam olacağı için çocuğunuzun kreşte sorun yaşaması muhtemeldir. Bunu önlemek için çocuğunuzu fiziksel anlamda daha hareketli bir yaşama alıştırabilirsiniz. Kreş öncesi dönemde çocuğunuzla birlikte yürüyüşler yapın, zıplayın, yakalama oyunları oynayın. Çocuğu ev dışı başka bir ortamın hareketliliğine alıştırmak, onun kreş ortamına uyum sağlamasını sağlayacaktır. 

Markete birlikte çıkın, sonrasında koşarak eve dönün. Önemsiz gibi görünse de bu tür minimal antrenmanlar hem çocuğunuzla aranızdaki aile bağını kuvvetlendirecek hem de çocuğun kreşte zorlanmasını önleyecektir. 

  • İhtiyaçlarını ve İsteklerini Dile Getirmesinin Yollarını Öğretin

Başka biri ile tanışırken atılgan olan çocuklar, genellikle öğretmenlerine kendi ihtiyaçlarını kolayca dile getirebilen, kendini iyi ifade edebilen ve daha kolay sosyalleşebilen çocuklar oluyor. Bu anlamda kreş öncesi hazırlık yapmak isteyen aileler, çocuklarının kendilerini iyi ifade edebilmelerini sağlayacak basit adımlar atmalılar. Örneğin çocuğunuzun tuvaleti geldiyse mutlaka söylemesini tembihleyin veya yardım istemesinin ne kadar doğal olduğunu konuşabilirsiniz.  

  • Sayı Saymayı Öğretin

Çocuğunuza 1’den 10’a kadar saymayı öğretebilirsiniz. Kreş çağındaki bir çocuğun 10’a kadar saymayı öğrenmesi ona ağır gelmeyecektir. Birlikte geçirdiğiniz zamanlara bu aktiviteyi de eklerseniz çocuğunuz 10’a kadar saymayı eğlenerek öğrenecektir. Çocuğunuz sayı saymayı tek seferde öğrenemeyeceği için durmadan pratik yapmalısınız.

Özellikle çocuğunuz uyumadan önce sayı sayma pratiği yaparsanız, çocuğunuzun sayıları daha iyi öğrenmesini sağlarsınız. Elbette ki bunun için belli bir zaman aralığı yok. Yemek sırasında, yolda, evde veya dışarıda her zaman çocuğunuza sayıları öğretebilirsiniz. 

  • Aileden Ayrılmanın Kötü bir şey Olmadığını Anlatın

  • Çoğu çocuk kreşin ilk günü ebeveynlerinden ayrıldığı için büyük bir anksiyete yaşıyor. Bu durumu yaşamamak için çocuğunuzu rahatlatmanız gerekecektir. Yapmanız gereken birkaç şey var.
  • Kreşe gitmek için ilk günü beklemenize gerek yok. Okul başlamadan birkaç gün önce kreş öğretmenini ve sınıfı ziyaret edebilir, çocuğunuzu öğretmeni ile tanıştırabilirsiniz. Çocuğunuzun, öğretmeninin ismini bilmesi oldukça önemlidir. Öğretmenin ismini evde kullanmak çocuğunuzun tanışıklık yakalamasını sağlayacaktır. 
  • Çocuğunuzla dışarıda vakit geçirirken kreşin önünden geçerseniz çocuğunuzun kreş alanına alışmasını sağlarsınız. Ona şöyle söyleyebilirsiniz. ‘’Bak, burası senin gideceğin okul. Burada oldukça eğlenceli vakitler geçireceksin.’’
  • Pozitif olun. Kreşin ilk günü geldiğinde her şeye rağmen çocuğunuz ufak bir anksiyete geçiriyor olabilir. Bunu önlemek için mutluluğunuzu çocuğunuza yansıtmaktan çekinmeyin. Çocuklar ebeveynlerinin davranışlarını olduğu kadar duygularını da örnek alırlar. Pozitif olarak ona destek olun. Mutluluğunuz ve rahatlığınız çocuğunuza da geçecektir.
  • Çocuğunuzu okula bıraktıktan sonra ayrılırken onu öpün, akşam olmadan yeniden görüşeceğinizi mutlaka hatırlatın. Siz de stresli olabilirsiniz fakat bunu çocuğunuza yansıtmayın. Ayrılırken el sallamayı ve gülümsemeyi unutmayın.

  • Nasıl Kalem Tutması Gerektiğini Öğretin

Çocuğunuzu yazma ve boyama aktivitelerine alıştırmak için birlikte kalem tutma pratikleri yapabilirsiniz. Bunun için mükemmel yazılar ve boyamalar yapmanıza gerek yok. Çocuğunuzun kalemi doğru bir şekilde kavramasını sağlamak için onu yönlendirmeniz yeterli. Amaç çocuğunuzun kreş döneminde el ve parmak kaslarını zorlanmadan çalıştırabilmesini sağlamaktır.

Parmak Kuklası Yapımı

Parmak kuklası özellikle 4-5 yaşlarındaki çocukların severek oynadığı bir oyun türüdür. Parmak kuklası yapımı, zannedildiği kadar zor olmamakla birlikte çocuğunuzla birlikte yaptığınızda çok daha eğlenceli bir hal alacaktır. Aynı zamanda parmak kuklası oyunu çocuğun kendine güvenini arttıran ve gelişimine katkı sağlayan bir oyundur. Çocuk bu oyun sayesinde diyalog kurarak canlandırma yeteneğini geliştirir. Kuklaları konuşturarak kendi diyaloglarını oluşturmaları, çocukların iletişim becerilerini geliştirecektir. Hatta parmaklarındaki her kuklaya bir isim takarak oyunu daha da eğlenceli bir hale getirebilirsiniz. 

İki Boyutlu - Keçeden Kukla Yapımı

Malzemeler:

  • Renkli Keçeler
  • Makas
  • Yapıştırıcı
  • Oynar Göz veya Siyah Boncuk
  • İğne-iplik
Yapılışı :

İki keçe parçasını üst üste koyup belirlediğiniz şekle göre kesin. Sonrasında birleştirerek parmağınıza takacağınız kısım boş kalmak üzere dikin. Keçe kalıbını bu şekilde elde edebilirsiniz. 

Oynar göz varsa göz hizasına yapıştırın. Eğer yoksa boncukları göz olarak tasarlayıp dikebilirsiniz. Bu işlemi keçeleri birbirine dikmeden önce yaparsanız boncuk dikme işlemi sizin için daha kolay olacaktır. Dilerseniz yüz kısmının kalıbını öncesinden çıkararak sonraki aşamada yapıştırabilirsiniz. Basit kukla yapmak bu kadar kolaydır. 

Parmak kuklası yapımı, makas ve iğne-iplik kullanımı gerektirdiğinden dolayı mutlaka yetişkin gözetiminde yapılmalıdır.

Üç Boyutlu - Şönil Keçe Yapımı

Malzemeler: 

  • Renkli Şöniller
  • Yapıştırıcı
  • Ponpon
  • Oynar göz

Yapılışı:  

Bir şönil seçip parmağınıza dolayın. Bu şekilde kalıp çıkardıktan sonra ponponu şönilin üst kısmına oturtup yapıştırın. 

Oynar gözleri de ponpona yapıştırdıktan sonra dilerseniz bir burun ekleyebilirsiniz. Kulaklar için daha kısa bir şönil parçasını bükerek katlayın ve yapıştırın. İşte parmak kuklası hazır. İyi eğlenceler!

Birlikte eğlenceli vakit geçirmenin yanı sıra parmak kuklanın çocuğunuzun sosyal ve bilişsel gelişimine sağladığı faydalar oldukça fazladır.

Açıkçası parmak kukla yapımında her şey sizin hayal gücünüze kalmıştır. Çocuğunuzla birlikte dilediğiniz renkteki keçelerden ve şönillerden parmak kuklalar elde edebilirsiniz. Örneğin konuşan meyveler yapabilirsiniz. Çocukların dünyasında bir muz ile bir portakal arkadaş olabilir ve konuşabilir.

Parmak kuklası oyunu oynarken çocuğunuza ‘’Merhaba, tanışabilir miyiz?’’ diye seslenerek kendini tanıtmasını ve ifade etmesini sağlayın. 

Diğer yandan çocuğunuzun yeni tecrübelere açık olmasını sağlayabilirsiniz. Oyun esnasında rol gereği kendinize yeni meslekler edinebilirsiniz. Çocuğunuzun istediği mesleği seçmesi konusunda onu özgür bırakın. Hangi mesleği seçerseniz seçin mutlaka diyalog kurmalı ve rollere girebilmelisiniz. Amacınız, kukla oyunu oynarken aynı zamanda çocuğun gelişimine katkı sağlamak olursa daha verimli bir süreç olacaktır.

Ayrıca parmak kuklaları, çocuğunuzun dil becerilerini geliştirmesini ve kendini daha kolay ifade etmesini sağlar. Örneğin çocuğunuza seslendirmeler yaparak ‘’Şu anda çok mutluyum dostum. Sen nasıl hissediyorsun?’’ diyerek kukla oyununa başlayabilirsiniz. 

Bir parmak kuklasından yardım isteyerek çocuğunuzla yeni bir iletişim başlatın. ‘’ Bu bulmacayı çözemiyorum, bana yardım edebilir misin?’’, ‘’Bana banyonun yerini gösterebilir misin?’’ gibi sorular karşısında çocuğunuz harekete geçecektir. Çocuğunuza başkalarına yardım etmesi için fırsat verilmesi, çevresindeki insanlara katkıda bulunabilecek beceri ve yetenekleri olduğunu bilmelerini sağlar.