Bakiciburada.com

Türkiye'nin Eğitimli Bakıcısı Burada

Bakiciburada.com İnsan Kaynakları Zirvesinde Çalışan Annelerle Buluştu!


Türkiye'deki part-time üniversiteli bakıcı bulma sorununa çözüm bulmak için 2008 yılında Unisbul.com olarak başlayan serüvenimiz, bakıcı sektöründe hizmet alanımızı genişletmek ve çalıştığımız ailelere daha özel hizmet vermek amaçlı Ocak ayının son haftasında bakiciburada.com 'u yayına alarak daha güçlü  bir şekilde devam ediyor. 

Unisbul.com 'da binlerce ailemize üniversiteli oyun ablası bulma konusunda hizmet verdik. Bir çok ailemizden şu cümleleri duyar olduk. Sizinle çalışmaya başlamadan önce, Unisbul.com 'un ismini sizinle çalışan 3 farklı tanıdığımdan duydum. Ailelerimize Unisbul.com 'a duymuş oldukları güven için teşekkür ederiz.

Bakiciburada.com çalışan annelerin en büyük yardımcısı. 11-12 Şubat'ta Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Salonunda gerçekleşen 2015 İnsan Kaynakları zirvesinde Türkiye'nin en çok çalışanına sahip firmaların insan kaynakları personelleriyle buluştuk. 

Ortağımız olan kariyer.net tarafından her yıl düzenlenen ödül töreni öncesi kariyer.net CEO'su yaklaşık 1.000 kişinin toplandığı bir ortamda Bakiciburada.com 'un lansmanını yaptı.  



Yine insan kaynakları zirvesinde açtığımız standımızda yer alan ekranda Anne Babaların Aklı Artık Çocuklarında Kalmayacak sloganımızla bakiciburada.com 'u ailelere duyurmuş olduk.



Yarın Efecan'ı okuldan kim alacak? sloganlı butik kurabiyelerimizi standımızı ziyaret eden annelerimize ikram ettik.


Yoğun ilgi gören Unisbul.com standımızda ailelerimize ve insan kaynakları uzmanlarına yeni açtığımız bakiciburada.com 'un lansmanını yaptık.


Bakiciburada.com şu alanlarda hizmet veriyor.

  • Bebek - Çocuk Bakıcısı
  • Üniversiteli Oyun Ablası - Abisi
  • Okul Derslerine Yardımcı Üniversiteli
  • Part-time Bakıcı
  • Hasta Bakıcısı ve Refakatçi
  • Yaşlı Bakıcısı
  • Ev İşlerine Yardımcı
  • Köpek Gezdirme
  • Özel Ders Öğretmeni



Okul Öncesi Eğitimin Çocuğun Dil Gelişimindeki Önemi

Ebeveynler, Bakıcılar, Büyükanneler, Büyükbabalar, Akranlar, Kreşler ve Anaokulları…

Dil; düşünce, duygu ve isteklerin bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan öğeler ve kurallardan yararlanılarak  başkalarına aktarılmasını sağlayan, çok yönlü ve gelişmiş bir dizgedir .(Aksan, 2003)

            Dil bir sosyal eylemdir. Dil kazanımı için gerekli biyolojik araçların olgunlaşması ve bilişsel kapasitenin gelişmesi dil gelişimi için gereklidir. Ancak yeterli değildir. Çocukların dil gelişiminin yaşına paralel gelişmesi için aynı zamanda çocuğa eşlik eden konuşkan  partnerler gereklidir.

 

 Normal sosyal temastan yoksun büyüyen çocuklar, normal bir dil geliştiremezler. Sadece televizyondaki dil kavramları ile tanışan çocuklar da dil gelişimleri  yaşıtları ile  paralellik  göstermez. Ebeveynler,   diğer bakıcılar, oyun grupları, anaokulu eğitimi ve çocukların oyun oynayıp arkadaş edinebildikleri ortamlar çocuklar için önemli gelişim ortamı sunar. Tabi ki çocuk akranlarından da çok şey öğrenir.  Dil gelişiminin çocuğun zihinsel gelişimine paralel gitmesi için ortam çok önemlidir.  Ayrıca dil gelişimini destekleyen süreçler aynı zamanda zihinsel gelişimi de destekler.

 Bu durumda çocuğun dil gelişiminin bilimsel değerlere göre normal değerlerde seyretmesinde çocuğun sosyal çevresinin etkisi çok büyüktür.

 Şehirlerin her geçen gün kalabalıklaştığı anne babaların iş hayatı içinde koşuşturduğu günümüzde, çocuğun sosyal çevresi; anne, baba, büyükanne, dede, teyze, ücretli bakıcı gibi yetişkinlerden oluşmaktadır.   Genelde bu kişilerden biri ya da bir kaçı çocuğun bakımında rol almaktadır.  Çocuklar için üç yaş öncesinde kreşler ve oyun grupları, üç yaşına geldiğinde ise anaokulu çocuklara yeni sosyal deneyimler sunmaktadır. 

 Çocukların sesleri ayırt etmeye doğum öncesinde başladığını kanıtlayan araştırmalar mevcuttur.  Dil gelişiminde sesler arasındaki farkları anlamak ve anlamlandırmak önemli bir başlangıçtır.

  Dil gelişiminin üç yaşına kadar olan  döneminde,  bebeklikten itibaren bakım verenlerin çocuğa kitap okuma sıklığı, çocuğun ne kadar iyi konuşacağını etkileyebilir. Çünkü kitap okurken yetişkin çocuğa model olur.  Daha önce kullanmadığı kelimeleri bebeğe aktarmaya başlar.  Bir de mimikleri ile desteklediği okumalar yaptığında bebeğin belli bir süre bir noktaya odaklanmasını sağlar.

Böylece en sonunda çocuğun kullandığı kelime sayısı ve kelimeleri yorumlama becerisi gelişir.  Bu durumda,  okur - yazarlık becerilerini  ne kadar iyi ve ne kadar çabuk geliştireceklerini etkiler.

 Çocuğun harf söyleme sorunu yani artikülasyon problemi varsa, bu durumdan  okul başarısı da olumsuz yönde etkilenebilir.

 Günümüzde çocukların akranları ile kaliteli zaman geçirebildiği, öğretmenlerinin okuduğu hikayeler hakkında soruları cevapladığı, kuklalarla ve diğer görsel uyaranlar aracılığı ile desteklenmiş oyunlar oynadığı önemli bir sosyal ortamlar okul öncesi kurumlardır. Bu kurumlar da birçok alanda olduğu gibi dil gelişiminde çocuklar kazanım sağlamaktadır. Bu süreçlere ek olarak dil sorunları olan çocuklar için dil terapisi de gerekebilir.

 Yıllardır gelişim takibi yada bir sorun ekseninde yaptığım aile danışmanlığı görüşmelerinde ve çocuk danışmalarında edindiğim deneyimler ışığında,  uzun süre televizyon başına bırakılmış çocukların dil gelişimlerinde,  sosyal iletişimlerinde ve okul başarılarında yaşıtlarına göre geri kaldığı kanaatini edinmiş bulunmaktayım.

   Ancak yetişkinlerle birlikte kontrollü olarak eğitici programlar izleyen ve bu izlediği programda gördüklerini yine yetişkinlerle konuşma imkanı bulan, okul öncesi eğitimi erken dönemde katılan çocuklarda ise durum olumlu yönde fark göstermektedir.  Aynı zamanda,  bu çocukların dikkat süreleri, bilişsel gelişimlerin ve okul başarılarının daha iyi olabildiği bir çok çocukla karşılaştığımız da aşikardır.

 Bu durumda çocuğa bakım veren anne, baba, büyükanne, dede, ücretli bakıcı ve okul öncesi öğretmenleri konuya bilimsel gerçekler çerçevesinde yaklaşmalıdır.  Çocuğun yaş dönemlerine göre dil gelişimi gerçekleşmemişse mutlaka yardım alınmalıdır.  Gecikmiş konuşma 12 aylıktan itibaren izlenebilen bir süreçtir.

  Esas yapılması gereken bebeklikten itibaren belli aralıklarla çocuk doktoruna gider gibi bir gelişim psikoloğunun takibinde olmaktır. Böylece bakım verenler olarak konu ile ilgili  pedagojik ve psikolojik  destek alarak, çocuk için sorunsuz ve pozitif gelişim sağlanır.

 Dil gelişimi ile ilgili olarak yaşına paralel gelişim seyretmeyen çocukların ebeveynlerinin kendi çocukluklarına giderek zaten bizde genetik. Ben de geç konuşmuşum ama sonunda konuşmuşum diyerek bilimsel gerçeklerden kaçmaları üzücüdür. Çünkü gelecekteki rekabet ortamında sosyal hayatta ve iş hayatında başarılı olmak için çocukların sözlü ve yazılı olarak kendilerini çok çok iyi ifade etmeleri gerekmektedir. 

 Bu durumda, günümüz ebeveyni çocuğunun gecikmiş konuşma sorunu ile yüzleşmek istemediğinde,   kendi genetik süreçlerinden yararlanarak savunma mekanizması geliştirmektedir. Oysa , çocuğunun dil gelişimi kendisinin ya da babasının geçmiş yaşantısı ile karşılaştırılmayacak çok önemli bir konudur.

 “Sevgili Ebeveyn; sizin çocukluğunuz iyi ihtimalle   20-30 yıl geride kaldı. Sizin babanız, yani çocuğunuzun dedesinin çocukluğu ise yine iyi ihtimalle en az yarım aşırı geride bıraktı.  “ diye seslenme arzum ve ihtiyacım bir uzman olarak sık sık ortaya çıkmaktadır.

 Bugünün gerçek ve bilişsel olan bilgilere göre, 12.-15. aya kadar babıldamayan, 18. aya kadar basit yönergeleri anlamayan, 2 yaşına kadar yani 24. aya konuşmamış, 3 yaşına kadar cümle kurmamış, 4-5 yaşında basit öykü anlatamayan çocuklar gecikmiş konuşma kapsamında değerlendirilerek takibe ve tedaviye alınmalıdır (Maviş ve Toğram, 2009).Bu takip ve terapiler sırasında okul öncesi kurumlara devam da dil gelişimini için önemlidir.

 KAYNAKLAR

1.    Aksan, D. (2003). Her Yönüyle Dil: Ana Çizgileriyle Dilbilim.  Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

 

  1. Maviş İ. ,& Toğram, B. (2009). Aileler, Öğretmenler ve Dil ve Konuşma   Terapistlerinin Çocuklardaki Dil ve Konuşma Bozukluklarına Yönelik Tutum ve Bilgilerinin Değerlendirilmesi. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel

         Eğitim Dergisi (2009), 10(1), 71-85.



Uzman Psikolog

Burçin DEMİRKAN BAYTAR

Çocuk Aile Danışmanlığı Merkezi

www.cocukailedanismanligi.com           

 burcindemirkan.com

Gölge Öğretmen

Gelişimsel veya davranışsal özellikleri nedeniyle, grupla hareket etme ve öğrenme becerilerinin desteklenmesi gereken bireyleri okul veya sınıf içinde gözlemleyen, gözlemlerini okul, aile ve uzmanlarla paylaşan, bu paylaşım sonucu; ihtiyaç duyulan mekansal ve davranışsal desteği uygulama sorumluluğunu alan bireylere “gölge öğretmen” denir. ”Gölge öğretmen çocuklarımızın hayatını, aktivitelerini, sosyal ilişkilerini şekillendirip organize eden kişidir.

Otizmli çocukların zihinsel ve motor becerilerini geliştirmeleri için gölge öğretmenler ayarlanır. Otizmli çocuğu örneklerle açıklayacak olursak, diş fırçalama esnasında macun sürmeden dişini fırçalayabilir ya da macun sürdükten sonra diş fırçalamayı unutabilir. Elini yıkadıktan sonra musluğu kapamayı unutabilir.

Otizmli bir çocuk okulda ise, ders esnasında sınıfta dolaşabilir ya da sınıf içi arkadaşlarıyla iletişim kurmaz. Gölge öğretmen ise, otizmli çocuğun gölgesi gibidir. Gölge abla model olarak sihirli dokunuşlar yaparak çocuğu bulunduğu ortama hazırlar. Ona verdiği komutlarla diş fırçasına macun sürmesini, elini yıkadıktan sonra musluğu kapatmasını, ödevini yapması gerektiğini anlatır. Hatta tüm bu s��reçleri nasıl yürütmesi gerektiğiyle ilgili onu bilgilendirir. Gölge öğretmen sınıf içinde de çocuğun arkadaşlarıyla iletişim kurmasını sağlar.

Gölge öğretmen otistik çocuğu kendisine verebilecek ya da dışarıdan gelebilecek zararlara karşı da korur. Örnek olarak, dikkat bozukluğu olduğundan araçların üzerine doğru gidebilir.

Gölge öğretmenler genellikle günde bir kaç saatliğine çocukla beraber hareket ederler. Sonrasında çocuğu kendisine bırakıp, kendi kendini yönetmesi sağlanır. Çocuğunuz tamamen iyileştiği durumda da gölge öğretmene ihtiyaç kalmaz.

Gölge öğretmenin üniversitelerin Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, Okul Öncesi Öğretmenliği, Psikoloji gibi özel eğitim alan bölümlerde okuyan ya da mezun kişiler olması gerekmektedir. Çocuğunuz kişisel ve motor gelişimini tamamlasın, sosyalleşsin, derslerine konsantre olsun, ev ödevlerini yapsın istiyorsanız hemen özel eğitimli gölge öğretmen arayışına başlayın. Gölge öğretmen arayan veliler için Bakiciburada.com, aday veritabanındaki gölge öğretmenler ile profesyonel hizmet vermektedir.Hemen 0850 303 85 51 numaralı telefondan bizi arayın!

Otizmde Ailenin Rolü ? Otizmdeki Eğitim Yöntemleri ...

Otizm nedir?


Otizm, doğuştan gelen veya çocukluk çağında ortaya çıkan gelişimsel bir bozukluktur. Otizm, ilişki kurmaktan kaçınma, etkileşim başlatmama, empati göstermeme, ilişki becerilerinde kısıtlılık ve stereotipik davranışlar diye adlandırdığımız takıntılar, tekrarlayıcı sözel ve davranışsal hareketler ile kendini belli eder.  Otizmin nedenleri günümüzde bilinmiyor olsa da nörolojik, genetik ve çevresel faktörlerden şüphelenilmektedir. Otizmde erken tanıma belirtileri yaş gruplarına göre çeşitlilik göstermektedir.


Çocuk 1 yaşındayken sosyal gülümsemenin olmayışı, mimiklerin ve jestlerin bulunmaması, motor becerilerindeki farklılıklar, dikkat eksikliği kendini göstermektedir. 2 yaşında ise adına tepki vermemesi, yalnız kalmak istemesi, işaret etmemesi, başkalarıyla etkileşim halinde olmaması gibi özellikler gözlemlenmektedir. Dönen nesnelere karşı ilgi, fiziksel temasa karşı duyarlılık ve rutin değişikliklerine tepki gösterme ise 3 yaşında ortaya çıkmaktadır.


Kendini çoğunlukla sosyal etkileşim ve iletişimde güçlük, sınırlı, tekrarlayıcı davranışlar ve ilgi alanlarında belli eden otizm, genellikle ilk belirtilerini 1,5 – 2 yaş aralığında farklı semptomlarla gösterir.  Detaylı olarak bakıldığında, çocuğun 12 aydan önce herhangi bir sözel gelişim göstermemesi, jest ve mimik hareketlenmelerin olmayışı, 16 aylıkken tek kelimeli sözcük söylememesi, 24 aylıkken anlamlı iki kelimeyi bir araya getirmemesi ve çocuğun gelişimindeki herhangi bir gerileme akla otizmi getirmeli ve aile bir uzmana başvurmalıdır. Sosyal etkileşim ve iletişimdeki güçlük, etkileşim kurmada sözel olmayan davranışlardaki yetersizlik, akranları ile ilişki geliştirememe ve sosyal-duygusal davranışlarda sınırlılık gibi özellikleri kapsar. İletişim zorlukları ise dil gelişimindeki gecikmeler, konuşmada zorluk ve oyun becerilerindeki sınırlılık ile kendini belli eder. Otizmli çocuklardaki davranış takıntıları sınırlı alanda ilgi sahibi olmak, rutinlere karşı ısrarcılık, tekrarlayan davranışlar ve nesnelere aşırı ilgi olarak tanımlanmaktadır.


Otizmin görülme sıklığı ise 1985 yılında 2500 çocukta 1, 1995 yılında 500’de 1, 2001’de 250’de 1, 2007 yılında 150’de 1, 2009’da 100’da 1 ve günümüzde 88 çocukta 1 olarak bilinmektedir. Gün geçtikçe artan bu oran aileler tarafından olabildiğince erken yaşta farkedilip, psikiyatr ve nörologlara başvurulmalıdır. Tanı sürecinin tamamlanmasıyla birlikte yoğunlaştırılmış ve bireyselleştirilmiş bir özel eğitim programına başlanmalıdır.


Otizmdeki eğitim yöntemleri nelerdir?


Otizmli çocuklarda erken tanının öneminin büyük olduğu gibi, erken başlanan özel eğitimin de önemi o derece büyüktür. Eğitime olabildiğince erken başlanmalı ve yoğunlaştırılmış bir eğitim aldırılmalıdır. Günümüzde bilimsel kaynaklarca da kabul edilen oran 20 ile 40 saat arasında çocuğa sunulan yoğun ve bireyselleştirilmiş bir eğitimdir. Otizmli çocuklar, etkileşime kapalı ve isteksiz olma gibi özelliklerinden dolayı, kalabalık bir eğitim grubunda kaybolabilmekte ve kendini ifade etmekte güçlük çekebilmektedir. Dolayısıyla, bire-bir verilen bir eğitim, hem eğitsel becerilerini geliştirmek hem de çocukların bireysel ihtiyaç ve özelliklerine göre eğitim sunabilmek açısından büyük önem taşır. Eğitim sürekli ve her beceriyi destekler nitelikte olmalıdır. Eğitim, okulda devam eden bir süreç gibi görünse de, aslında her birey hayatının her alanında yeni beceriler öğrenmekte ve öğretmektedir. Dolayısıyla, otizmli çocuklarda da okulda veya özel eğitim kurumunda çalıştığı beceriler, günlük hayatta tekrarlanır nitelikte olmalıdır. Aile eğitimi bu konuda büyük önem taşımaktadır.  


Otizm alanında çok çeşitli eğitim ve terapi yöntemleri kullanılmaktadır. Her uygulama alanının kendi içinde etkililikleri olsa da, günümüzde etkililiği bilimsel kaynaklarca kanıtlanmış eğitim yöntemi “Uygulamalı Davranış Analizi” dir. Bu yöntem, birey davranışlarını ve bu davranışların çevresiyle olan ilişkisini analiz ederek, sistemini ödül ve ceza uygulamalarına dayandırır. Uygulamalı davranış analizindeki ana hedef uygun olan davranışları arttırmak, uygun olmayan davranışları ise söndürmektir. Ayrık denemerle öğretim, hatasız öğretim yöntemleri, videodan model olma, replikli öğretim, fırsat öğretimi ve etkinlik çizelgeleri ile verilen eğitim uygulamalı davranış analizinin temelini oluşturan uygulamalardır.


Otizmde ailenin rolü nedir?


Otizm ile mücadelede ailenin rolü çok büyüktür. Çocuğa verilen eğitim ve uygulanan yöntemlerin devamlılığını sağlamak, çocuğun edindiği becerilerin genellenebilir olmasına katkıda bulunmak ailenin iş birliği ve özverili çalışmalarıyla mümkündür. Aile ve eğitimcinin iş birliği ne kadar sıkı ve düzenli ise çocuk da o oranda başarı gösterebilir. Dolayısıyla, otizmde, yapılandırılan bir düzenin devamlılığı, ailenin uygulanan yönteme inanması, okulda çalışılan etkinliklerin evde sıkça tekrarlanması ve en önemlisi de çocuğuna nasıl davranması gerektiğini öğrenmesiyle sağlanabilir.


Otizmde ana hedef davranış ve eğitim programlarıdır. Eğitimcilerin okulda başlattıkları programları, aile sokakta, toplu taşıma araçlarında, markette, alışveriş merkezinde, evde yani çocuğun hayatına dokunan her alanda devam ettirmelidir. Bu anlamda, aile ile iş birliği, ailenin eğitimcinin uyguladığı yöntemleri doğru bir şekilde devam ettirmesi, çocuğu üzerinde eğitsel kontrol sağlayabilmesi çok önemlidir. Dolayısıyla, otizmde çocuk ve aile eğitimi esastır. Tohum Otizm Vakfı, çocuk ve aile eğitimini temel almış bir yapı ile çocuklara eğitim vermekte ve onların becerilerini her alanda desteklemektedir.


Tohum Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı, 2003 yılından beri faaliyetlerine devam eden, "Otizm Spektrum Bozukluğu" ve diğer "Yaygın Gelişim Bozukluğu" olan çocukların erken tanısının konulması, özel eğitimi ile topluma kazandırılmasına öncülük edilmesi ve bunun yurt çapında yaygınlaştırılması amacıyla kurulan, kar amacı gütmeyen ve kamu yararını gözeten bir sağlık ve eğitim vakfıdır. Tohum Otizm Vakfı’nın misyonu otizm ve diğer yaygın gelişimsel bozukluğu olan çocukların ve ailelerinin çağdaş toplum koşullarında yaşamlarını sürdürebilmeleri için bilgi ve destek gereksinimlerinin karşılanması, erken yoğun özel eğitim almaları ve daha sonra ise en az kısıtlayıcı eğitim ortamına yerleştirilmeleridir. Bu alanlarda projelerini sürdüren Tohum Otizm Vakfı’nın “Beni Koşulsuzca Sevin” videosu, otizmi geniş kesimlere anlatmanın temel basamağını oluştururken, “Tablet Bilgisayarım Benim İçin Konuşuyor” projesi ile tablet bilgisayarlar çocukların eğitim aracına haline dönüştü ve “Tohum 1” ile “Tohum 2” uygulamaları kullanıma başlandı. “Tohum Eğitim Portalı” ile çocuk ve aile eğitimini temel alan Tohum Otizm Vakfı, otizmle mücadele eden ailelere destek olmakta ve onların sorunlarına çözüm bulmak için çalışmalarına devam etmektedir.

 

Psk. Sandra Pasensya Duenyas  Psikolog, 

Tohum Otizm Vakfı  

sandra.pasensya@tohumotizm.org.tr

Cumhuriyet Mah. Abide-i Hürriyet Cad. No:39 34380 Şişli- İstanbul

0212 248 94 30

info@tohumotizm.org.tr

Eğitimli Çocuk Bakıcıları

Bir ebeveynin, hayattaki en değerli varlığı şüphesiz ki çocuklarıdır. Çalışan anneler için hamilelik ve sonrası oldukça çetrefillidir ve çoğu anne işini bırakmayı bile düşünebilir.İş hayatında başarı merdivenlerini tırnaklarıyla kazıyarak gelen annelerin, kariyerlerini bir köşeye itip bu düşünceyi akıllarından geçirmelerinin sebebi ne olabilir ? dersiniz. Annelerimizin bu konuda birçok sebebi olduğuna eminim, ancak benim gözlemlediğim çocuklarını emanet edecekleri birilerini bulamamaları. Canından can olan, o dünyalar güzeli çocuğuna kim kendisi kadar iyi bakabilir ki ?

Aslında Amerika’da aileler çocuklarını “BabySitter” lara emanet ederek, hem dışarıda keyifli/kaliteli vakit geçiriyorlar hem de işlerine gönül rahatlığıyla gitme imkanı buluyorlar.

An bizim annelerimizde aidat duygusu o kadar yüksek ki çocuklarını başka birine emanet etme düşüncesi bile çoğu annemizi korkutabiliyor.   Annelerimizin bu korkusuna, Bakiciburada.com olarak 2008 yılından beri büyük bir hassasiyetle yaklaşarak çözüyoruz.

Şöyle düşünün, üniversitede okuyan pırıl pırıl bir genç, en az 1 yabancı lisanı var ve üniversitede okurken hem çalışmak hem de hayata çabuk alışmak istiyor.  Üstelik kardeşi gibi seveceği bir ufaklıkla ilgilenmek, hem üniversite hem de  hayattaki bilgi ve deneyimini en iyi şekilde ona aktarmak için sabırsızlanıyor. İşte size  Eğitimli Çocuk Bakıcıları, hem de Üniversiteli...

Eğitimli Çocuk  Bakıcıları, evinizin temizliği ile ya da giysilerinizin ütüsüyle ilgilenmez. Yemek yapmaz ama hazır olan yemeği ısıtıp çocuğunuzla birlikte afiyetle  yiyebilir   Sadece çocuğunuza odaklanır, onunla kaliteli ve verimli nasıl vakit geçirebilir, bunun üzerinde kafa yorar. Yeri gelir birlikte yüzmeye, bisiklete binmeye, sinemaya da gider, yeri gelir oyunla İngilizce de öğretir. Ama tek derdi tasası üniversiteli ablası/abisi olarak kardeşine nasıl katkı sağlayabileceğidir.

Siz de çocuğunuzu birine emanet etmekten korkuyorsanız arayın beni, korkularınıza nasıl çözüm bulabiliriz konuşalım. En nihayetinde pırıl pırıl üniversiteli gençlerimize, geleceğin pırıl pırıl üniversiteli gençlerini emanet etmenin çok ama çok katkılarını gördüğünüzde korkularınızın yersiz olduğuna hemfikir olabiliriz.

Uğur Akkuş
Bakiciburada.com Kurucu Ortağı
0850 303 8551


Eğitimli Oyun Ablasının Çocuğa Faydaları Nelerdir?

  • Ev geçindirmek gibi bir derdi olmadığı için uygun ücretle çalışır.
  • Ev ödevlerine yardımcı olur.
  • Okuldan alır, siz işten gelinceye kadar çocuğunuza sizin yerinizi aratmaz.
  • Siz eşiniz ve dostlarınızla bir akşam yemeğine çıktığınızda, o çocuklarınızla evde ilgilenir.
  • Tatilde, oyun ablası çocuklarınızla ilgilenir, siz tatilin keyfini çıkarırsınız.
  • Çocuğunuza kitap okuma alışkanlığı kazandırır,
  • En iyi üniversitelerde okuyan abla-abi, çocuğunuza vizyon katar.
  • Çocuğunuzu kültürel ve sanatsal etkinliklerle(tiyatro, opera, sinema) buluşturur.
  • Çocuğunuzu spora teşvik eder,  havuza girdiğinde yanında olur, birlikte basketbol oynar.